Krishnamurti Subtitles

Korkularınızı nasıl gözlemlersiniz?

Brockwood Park - 31 August 1976

Public Discussion 1



0:22 This is a kind of dialogue Bu bir tür diyalog
   
0:27 – dialogue being a conversation - iki arkadaş arasında
between two friends  
   
0:32 about something derinlemesine ilgilendikleri
which they are deeply concerned with, bir şeyle ilgili bir diyalog,
   
0:37 and not a mere discussion sadece fikirlerin, argümanların
of ideas, arguments, and so on. vesaire tartışması değil.
   
0:48 But this is a dialogue, Fakat bu bir diyalog, dolayısıyla
so that we can converse together  
   
0:55 over something birlikte derinlemesine ilgilendiğimiz bir
which we are deeply concerned with. şey hakkında sohbet edebiliriz.
   
0:59 So, what would you like Buna göre ne hakkında bir diyaloğa girmek
to have a dialogue about? istersiniz?
   
1:15 And, I would suggest, if I may, Ve müsaadeniz olursa, şunu teklif
that we confine ourselves etmek isterim sohbetimizi
   
1:23 – this is just a suggestion - bu sadece bir teklif, siz de
but you can do what you like – istediğinizi teklif edebilirsiniz -
   
1:30 that we concern ourselves kendi bilincimizin fiilen dönüştürülmesi
   
1:34 with the actual transformation konusuyla ilgilenmekle sınırlayalım,
of our own consciousness,  
   
1:40 how to do it, how is it possible, bunun nasıl yapılacağı,
  nasıl mümkün olduğu,
   
1:44 to go into it very, very deeply, ve çok ama çok derinlemesine
in detail. bu konunun detaylarına girelim.
   
1:49 Could we do that, this morning? Bu sabah bunu yapabilir miyiz?
   
1:51 Take one thing, like transformation İnsan bilincinin dönüşümü gibi bir
of a human consciousness, şeyi ele alın
   
1:59 which is the consciousness ki bu dünyanın bilincidir.
of the world.  
   
2:03 I hope you understand that, Umarım insan bilincinin dünyanın
it’s the consciousness of the world. bilinci olduğunu anlıyorsunuzdur.
   
2:07 Each human being is, in essence, Her insan evladı, özünde, insan
the totality of human experience, deneyimlerinin bütünüdür,
   
2:14 knowledge, misery, confusion, bilgi, sefalet, karmaşa,
   
2:17 all that he is, of which we are, tek bir kişinin olduğu her şey
each one of us. her birimizin olduğu her şeydir.
   
2:21 So, if we can be deeply involved O halde bu soruya derinlemesine dahil olup
   
2:27 and committed, seriously, kendimizi ciddiyetle ona adarsak:
to this question:  
   
2:32 is it possible to bring about a deep, psişede derin, temel bir değişimin
fundamental change in the psyche? meydana getirilmesi mümkün müdür?
   
2:40 Could we stick to that? Bu soruya bağlı kalabilir miyiz?
Would you approve of that, Bunu onaylar mısınız
   
2:43 or do you want to talk or have yoksa başka bir şey hakkında konuşmak
a dialogue about something else? veya bir diyaloğa girmek mi istersiniz?
   
2:48 You’re perfectly welcome İstediğiniz herhangi bir şey hakkında
to talk about anything you want. konuşabilirsiniz.
   
2:53 Questioner: Sir, could we discuss Soru: Efendim, kahkaha sorusunu
the question of laughter  
   
2:58 in relation to transformation insan bilincinin dönüşümüyle
of human consciousness? bağlantılı olarak tartışabilir miyiz?
   
3:02 K: Discuss laughter. What place...? K: Kahkahayı tartışmak. Kahkahanın
  ne yeri...?
   
3:07 Q: In laughter, the mind is overcome S: Kahkaha atarken, zihin aşılmıştır
   
3:11 and I’ve often observed that people ve ben sıklıkla son derece ruhani
who are said to be extremely spiritual olduğu iddia edilen insanların
   
3:15 seem to have great difficulty in kahkahayı dolu dolu deneyimleme noktasında
experiencing the fullness of laughter. büyük güçlük çektiğini gözlemledim.
   
3:20 They only seem capable Sadece enetellektüel kahkahalar
of intellectual laughter. atabiliyor gibi görünüyorlar.
   
3:23 Can we go into this? Buna girebilir miyiz?
   
3:24 K: Yes. Do you want to discuss K: Evet. Kahkaha sorusunu mu tartışmak
or go into this question of laughter? veya bu soruya mı girmek istiyorsunuz?
   
3:31 To laugh. Kahkaha atmak.
   
3:34 Serious people seem to lose Ciddi insanlar kahkaha atma yeteneklerini
the capacity to laugh. kaybediyor gibi görünüyorlar.
   
3:41 That’s one question. Bu bir soru.
Would you like any other question? Başka sorular da ister miydiniz?
   
3:44 Q: Sir, I think in the question S: Efendim, bence insan bilincinin
of transforming man’s consciousness dönüştürülmesi sorusunda
   
3:48 there’s a lot of delusions and pek çok aldatmaca var ve
one of them, I think, a crucial one, bence bir tanesi,
   
3:55 is not being able to distinguish en önemlilerinden biri doğru ve
between true and false morality. yanlış ahlakı ayırt edememek.
   
4:01 For instance, Örneğin,
not being able to distinguish, say,  
   
4:05 between what it is to want neyin istemek ve neyin talep etmek
and what it is to demand. olduğunu ayırt edememek.
   
4:09 K: Between morality and truth. K: Ahlak ve hakikat arasındaki fark.
Is that it? Kast ettiğiniz bu mu?
   
4:15 Q: Between true and false morality Q: Doğru ve yanlış ahlak arasındaki
or is there true morality, at all? fark veya doğru ahlak diye bir şey var mı?
   
4:18 K: What is the place of morality K: Ahlakın yeri nedir
   
4:24 – if I may put it…? - eğer müsaadeniz olursa...?
I hope I’II put it correctly, Umarım doğru ifade ederim,
   
4:29 if not, please correct me. eğer edemezsem lütfen beni düzeltiniz.
   
4:32 What is the place of morality Hakikatin araştırılmasında ahlakın
in investigating into what is truth? yeri nedir?
   
4:41 Q: Does morality exist? S: Ahlak diye bir şey var mıdır?
   
4:44 Q: There’s certain things S: Bazı şeyler bize engel oluyor çünkü...
that stand in the way because...  
   
4:48 K: I understand. Yes. K: Anlıyorum. Evet
   
4:52 There is a lot of false morality, Ortada pek çok yanlış ahlak var,
   
4:56 false assumptions, ahlaklı olmak konusunda yanlış
what it is to be moral; varsayımlar;
   
4:59 and when we wipe away all the false ve bütün yanlış ahlakı silip
morality and there is true morality, süpürdüğümüzde ve
   
5:05 what is its relationship to truth? geriye doğru ahlak kaldığında,
Is that right? onun hakikatle ilişkisi nedir? Doğru mu?
   
5:12 Right, sir? Doğru mu beyefendi?
   
5:15 Q: Or perhaps... S: Veya belki de...
   
5:17 K: Yes, put it any way you like. K: Evet, istediğiniz şekilde ifade
Anything else? edebilirsiniz. Başka bir soru?
   
5:21 Q: Sir, can we go into S: Efendim, düşüncenin yapısı meselesine
the structure of thought, please? girebilir miyiz lütfen?
   
5:25 K: Thought. K: Düşünce.
   
5:30 Structure of thought. Düşüncenin yapısı.
   
5:35 Just a minute, sir. Bir saniye beyefendi.
There’s somebody else. Başka biri daha var.
   
5:41 Q: To be optimist or to be pessimist S: İyimser veya kötümser olmak, bu da
is it not also a movement of thinking? düşüncenin bir hareketi değil midir?
   
5:48 K: To be an optimist K: Bir iyimser ve kötümser olmak...
and a pessimist...  
   
5:58 To be an optimist or a pessimist, Bir iyimser veya bir kötümser olmak,
   
6:03 are they not both ikisi de düşüncenin seyri değil midir?
a process of thinking?  
   
6:09 Could we say, ‘Are they not both 'İkisi de aynı paranın iki yüzü müdür'
the two sides of the same coin?’ diyebilir miyiz?
   
6:17 Q: You have explained how the thinker S: Düşünen ve düşüncenin nasıl ayrı
and the thought are not separate olmadığını açıkladınız
   
6:20 and said that when we accept this ve bunu kabul ettiğimizi söyledik
   
6:23 a different creative process comes 'ben' diye bir algı olmadığında farklı
into being without a sense of ‘I.’ bir yaratıcı sürecin varlığa geldiğini.
   
6:29 Can we know more of this process Bu süreç hakkında ve tam olarak ne olduğu
and what happens? hakkında daha çok bilgi edinebilir miyiz?
   
6:33 K: Yes. Now, can we stop there? K: Evet burada duralım mı?
   
6:41 Could we take these Bu üç veya dört şeyi ele alabilir miyiz?
three or four things?  
   
6:45 That is, laughter – Yani, kahkaha - kahkaha atma yeteneğimizi
we seem to lose the capacity to laugh çok ruhani denilen hale
   
6:55 when we become so-called bürününce kaybediyor gibiyiz,
very spiritual,  
   
6:58 whatever that word may mean. ruhani kelimesi de her ne
  anlama geliyorsa.
   
7:01 Then there is the question Bir de düşüncenin yapısı sorusu var,
of the structure of thought,  
   
7:06 the nature and the structure düşüncenin doğası ve yapsı
of thought,  
   
7:09 then there is that question ve ahlak sorusu var
of morality  
   
7:13 and what is its place ahlakın yerinin ne olduğu ve
or what is its relationship to truth hakikatle olan ilişkisi
   
7:19 and – what other question? – ve - diğer soru neydi? -
optimistic and pessimistic. iyimserlik ve kötümserlik.
   
7:28 So, shall we take O halde, bu sorulardan bir
one of these questions tanesini ele alalım mı
   
7:34 because all these questions çünkü bütün bu sorular
are concerned  
   
7:37 with the actual transformation insan bilincinin fiilen
of consciousness, dönüştürülmesiyle ilgilidir
   
7:42 and your question too, ve sizin sorunuz da, gözlemleyen,
which is, when the observer,  
   
7:47 the thinker is the thought, düşünen düşünce olduğunda,
the analyser is the analysed, analiz eden analiz edilen olduğunda,
   
7:54 then, we said, o zaman bütün çatışma sona erer
all conflict comes to an end dedik
   
7:59 and, thereby, there is a totally ve böylelikle tamamen
different dimension of observation, başka bir boyutta gözlem
   
8:07 or existence, veya varoluş veya adına ne derseniz,
or whatever you like to call it. vardır.
   
8:09 Now, which of these would you like Şimdi bu sorulardan hangisini tek bir
to take as one question, soru olarak ele almak istersiniz,
   
8:13 go into it, completely, tamamen, en sonuna kadar, derinlemesine
to its very end, deeply, girmek,
   
8:21 which of these questions hangi soruya girişmek istersiniz?
do you want to take up?  
   
8:24 Q: The last question. S: Son soru.
   
8:28 K: Laughter? K: Kahkaha sorusu mu?
   
8:36 Is that really Bu gerçekten çok ciddi bir soru mu?
a very serious question?  
   
8:40 Q: The last question. S: Son soru.
K: To laugh? K: Kahkaha mı?
   
8:46 Oh, the last question, Ah, son soru, gözlemleyen sorusu
which is, the observer  
   
8:52 – I think it’s a good question, - bence o güzel bir soru,
may we take that up? o soruya girişsek mi?
   
8:55 Q: Yes. S: Evet.
   
9:00 K: The questioner asks, K: Şu soruldu, 'Sözel olarak değil,
‘When we realise, fiilen gözlemleyenin
   
9:06 not verbally, actually, gözlemlenen olduğunu fark ettiğimizde,
that the observer is the observed,  
   
9:13 the thinker is the thought, düşünenin düşünce,
and the analyser is the analysed, analiz edenin analiz edilen,
   
9:21 when that actual fact takes place, bu fiili olgu meydana çıktığında,
   
9:27 then there is a different dimension o zaman başka bir boyut vardır
because that ends conflict. çünkü çatışma sona ermiştir.
   
9:32 Would you please Lütfen bu konuya daha çok girer misiniz?
go into that much more?  
   
9:35 Is that your question, sir? Sorunuz bu muydu beyefendi?
And you want to discuss that? Ve bunu mu tartışmak istiyorsunuz?
   
9:39 Q: And what happens. S: Ve bu haldeyken ne olduğu.
K: Yes, and what happens. K: Evet ve ne olduğu.
   
9:48 Q: Is this going to be discussed S: Bu mesele kişisel bir düzlemde
on a personal level, mi yoksa
   
9:50 or an intellectual level? enetellektüel bir düzlemde mi
I don’t understand. tartışılacak? Anlamıyorum.
   
10:10 K: That’s what we are K: Biz de bunu yapacağız beyefendi.
going into, sir.  
   
10:12 Q: Are we going to tell each other of S: Birbirimize bu konuda yaşadığımız
experiences when we’ve been in this? deneyimlerimizi mi anlatacağız?
   
10:16 K: No, this is not a confessional. K: Hayır, burası bir günah çıkarma hücresi
This is not a group therapy. değil. Bu bir grup terapisi değil.
   
10:23 This is not exposing our personal Bu kişisel deneyimlerimizi birbirimize
experience to each other, ifşa etmemiz değildir,
   
10:29 because personally, çünkü şahsen, bunu yapmak istiyorsanız
if you want to do that  
   
10:31 you’re perfectly welcome buyurun yapın fakat ben burada kalmam,
but I won’t be here,  
   
10:35 because to me çünkü bana kalırsa bu saçma bir
this is an absurd exhibitionism teşhirciliktir
   
10:41 and all the things involved in it. ve bu teşhirciliğin içerdiği her şeydir.
   
10:43 I’ve been to some of them Bunun yapıldığı yerlerde bulunmuştum
and I know what the game is. ve o oyunu bilirim.
   
10:46 So, if we may, O halde, bu soruyu tartışabilir miyiz?
may we discuss this question?  
   
10:51 Q: I think the question is important S: Bu sorunun önemli olduğunu düşünüyorum
but it’s a bit of a joke fakat kişisel temel oluşturulmadıktan
   
10:58 to work at that level when sonra bu düzeyde soruşturmanın biraz
the personal foundation isn’t laid. şaka gibi kaldığını düşünüyorum.
   
11:06 I feel we’re taking something Bir soruyu ele alıp sınırlı bir
and examining it in a limited way... şekilde değerlendirdiğimizi hissediyorum..
   
11:17 K: We are going to go K: Bütün bunlara gireceğiz madam,
into all that, madam,  
   
11:19 just, please, that question will bakın, lütfen, eğer gerçekten dikkatle,
answer, I think, most of our problems derinlemesine bu meseleye girersek,
   
11:25 if we can go into this bu sorunun problemlerimizin
really with attention, deeply. çoğuna cevap olacağını düşünüyorum.
   
11:30 Please, this is worthwhile. Lütfen, bu zahmete değer bir şeydir.
So, let’s go into it. O halde haydi başlayalım.
   
11:34 First of all, we are clear Öncelikle, sorunun ne olduğu konusunda
about the question, aren’t we? her şey açık, değil mi?
   
11:39 That is, the observer is the observed, Yani, gözlemleyen gözlemlenendir,
   
11:46 and the thinker is the thought, düşünen düşüncedir vesaire,
and so on,  
   
11:49 when that actually takes place, çatışma fiilen son bulduğunda,
   
11:53 not as a theory, not as a verbal bir teori olarak, sözel bir iddia olarak
assertion, but as an actual fact, değil, fakat bir olgu olarak,
   
12:01 then what comes into being, o zaman ne varlığa gelir
   
12:04 and what happens when ve herhangi bir çatışma olmadığında
there is no conflict, whatsoever? ne olur?
   
12:13 Now, we are going Şimdi bunu tartışacağız, buna gireceğiz.
to discuss this, go into it.  
   
12:17 First of all, let’s forget İlk olarak, gözlemleyenin
the observer is the observed gözlemlenen olduğunu unutalım
   
12:23 – put that aside, - onu bir kenara koyalım ve olguyu ele
but take the fact, which is, alalım,
   
12:27 we know we are in conflict, çatışma içinde olduğumuzu biliyoruz,
most of us are in conflict, çoğumuz çatışma içindeyiz,
   
12:33 most of us are in confusion, hemen hepimiz karmaşa içindeyiz,
   
12:36 most of us have çoğumuzda bu daimi içsel mücadele
this constant inward struggle. vardır.
   
12:41 Right? That’s a fact, isn’t it? Değil mi? Bu bir olgudur, değil mi?
Could we start from there? Bu noktadan başlayabilir miyiz?
   
12:50 This contradiction, this conflict, Bu çelişki, bu çatışma
   
12:54 this sense of constant inward battle bu her insanda süregelen daimi içsel savaş
that’s going on in each human being hissi
   
13:02 has its outward expression dışsal ifadesini şiddette, nefrette,
in violence, in hate,  
   
13:10 in this lack of a sense of fulfilment tamamlanma hissinin eksikliğinde bulur
   
13:13 and, therefore, deeper antagonism, ve bu sebeple daha derin karşıtlık ve
all that follows. Right? devamı ortaya çıkar. Değil mi?
   
13:20 So, where there is division Demek ki kişide bölünme olduğunda
in oneself,  
   
13:26 there must be deep-rooted conflict, kökleşmiş çatışma olmak zorundadır,
as between nations, milliyetler arasında görüldüğü gibi,
   
13:34 as between classes, as between sınıflar arasında, esmer ve beyaz insanlar
the dark people and the light people, arasında olduğu gibi,
   
13:38 the black people and siyahi ve pembe insanlar arasında vesaire.
the purple people, and so on.  
   
13:43 So, wherever there is division, Dolayısıyla, bölünmenin olduğu yerde
there must be conflict. çatışma olmak zorundadır.
   
13:48 That’s a law. It can’t be helped. Bu bir yasadır. Bu değiştirilemez.
   
13:50 Isn’t that so? Do we see that, first? Böyle midir? Öncelikle bunu görüyor muyuz?
   
13:57 Realise it, not, Fark ediniz, konuşmacı tasvir edebilir
the speaker may describe it  
   
14:04 and you might translate ve siz de tasvir edileni tercüme
what is the described, into an idea edebilir, bir düşünceye çevirebilir,
   
14:10 and accept the idea. ve o düşünceyi kabul edebilirsiniz, bunu
You see the difference? yapmayınız. Farkı görüyor musunuz?
   
14:13 Please, this is important. Lütfen bu önemlidir.
Give a little attention, please. Biraz dikkat kesiliniz, lütfen
   
14:20 We realise there is inward conflict İçsel çatışma olduğunu fark ediyoruz
   
14:25 and that inward conflict must, ve bu içsel çatışma her durumda, dışsal
invariably, express outwardly olarak ifade edilir
   
14:32 – outwardly in relationship - dışsal olarak birbirimizle olan
with each other, ilişkimizde,
   
14:37 outwardly in violence, dışsal olarak şiddet yoluyla,
in wanting to hurt people, insanları incitme isteğinde,
   
14:41 in wanting to defend oneself kendini birine karşı savunma isteğinde,
against somebody,  
   
14:45 we and they, and all the rest of it. biz ve onlar ve bütün hikâye.
   
14:49 Now, when you hear that, Şimdi, bunu duyduğunuzda, bu bir düşünce
is it an idea, or is it a fact? mi yoksa bir olgu mu?
   
14:57 You understand my question? Sorumu anlıyor musunuz?
   
14:59 Do you translate what you hear Duyduğunuz şeyi bir düşünceye çeviriyor
into an idea  
   
15:05 and then accept the idea, ve o düşünceyi mi kabul ediyorsunuz,
   
15:08 or do you actually see yoksa fiilen kendi çatışmanızı
your own conflict  
   
15:11 and the result of that conflict? ve o çatışmanın sonucunu görüyor musunuz?
You understand? Anlıyor musunuz?
   
15:17 Q: Sir, the problem is that if I look S: Efendim, sorun şu ki çatışmaya
at the conflict it seems to disappear baktığımda yok oluyor gibi gözüküyor
   
15:23 K: Wait, I’m coming to that. K: Bekleyin, ona geleceğim.
First, do we realise it? İlkin, çatışmamızı fark ediyor muyuz?
   
15:28 Q: But, for me, I can only realise it, S: Fakat, bana göre, çatışmamı sadece
intellectually. entellektüel olarak fark edebiliyorum.
   
15:32 K: That is ideationally. K: Yani düşünsel olarak.
   
15:35 That’s what I’m trying to point out. Benim dikkat çekmeye çalıştığım şey de bu.
   
15:40 Our conditioning is, Koşullanmamız, geleneğimiz
or our tradition is  
   
15:43 to translate what we hear into an duyduğumuzu bir düşünceye, kavrama,
idea, into a concept, into a formula, formüle çevirmek
   
15:53 and live or accept that formula, ve o formülü yaşamak ve kabul
  etmek üzerindedir
   
15:58 which prevents us ki bu bizi fiilen 'olan'ı görmekten
from actually seeing ‘what is.’ alıkoyar.
   
16:04 You understand? Anlıyor musunuz?
This is simple. Isn’t it? Bu basittir. Değil mi?
   
16:09 Say, for example, Diyelim ki kişi çocukluktan incinmiştir
one is hurt from childhood – right? – - değil mi? -
   
16:16 hurt in so many ways. pek çok şekilde.
   
16:20 Does one realise, Kişi bu incinmenin farkına varır mı?
become aware of this hurt?  
   
16:25 Or you say, ‘Yes, Yoksa 'Evet incindiğim bana ifade edildi
it is pointed out that I’m hurt,  
   
16:33 therefore, I’m hurt.’ demek ki incinmişim' mi dersiniz?
You understand? Anlıyor musunuz?
   
16:37 I wonder if you get this. Bunu anlıyor musunuz merak ediyorum.
   
16:40 This is very important because Bunu anlamak çok önemlidir zira
   
16:45 throughout the world, dünyanın her köşesinde olguyu bir
we translate the fact into an idea düşünceye çeviriyoruz
   
16:51 and escape through the idea ve o düşünce yoluyla kaçıyor ve olguyla
and not face the fact. yüzleşmiyoruz.
   
16:57 Right? Değil mi?
   
16:59 So, what is it you are doing now O halde, şu an yaptığınız şey
   
17:01 when you hear çatışma içinde olduğunuzu duyduğunuzda
that you are in conflict  
   
17:05 and being in conflict, ve çatışma içinde olmanın dışsal sonucunun
the outward result is violence, şiddet olduğunu,
   
17:10 brutality and all the rest of it vahşilik ve bütün benzeri şeyler olduğunu
   
17:12 – is that a fact, or is it bu bir olgu mudur, yoksa sizin kabul
a conclusion which you will accept? edeceğiniz bir yargı mıdır?
   
17:18 That’s clear, isn’t it, Söylediğim açık, anlaşılıyor değil mi?
from what I am saying?  
   
17:21 Now, which is it for you? Öyleyse size göre hangisi?
   
17:27 This is very important because Bu çok önemli çünkü eğer bu sizin için
if it is an idea, then we are lost bir düşünceyse, o zaman yazık oldu
   
17:34 – your idea and my idea. - sizin ve benim düşüncem.
   
17:36 But if we can face the fact, then Fakat eğer olguyla yüzleşirsek, o durumda
it is something entirely different. bu bambaşka bir şeydir.
   
17:41 Then each one of us O zaman her birimiz iletişim içindeyiz
has a communication, then. demektir.
   
17:44 We are dealing with facts, Bizler olgularla ilgileniyoruz,
not with ideas. düşüncelerle değil.
   
17:48 Now, if that is so, Şimdi, eğer durum buysa, bunu gerçekten
if you really see, for yourself, kendiniz için gördüyseniz,
   
17:55 that being in conflict, in oneself, kişi kendi içinde, çatışma içindeyken,
   
17:58 you’re bound to create conflict, dışsal olarak çatışma yaratmak
outwardly – bound to. zorundasınızdır - zorunda.
   
18:07 Right? Değil mi?
   
18:09 Now, when you realise that, what has Şimdi, bunu fark ettiğinizde, bu çatışma
brought about this conflict, inwardly? içsel olarak ne meydana getirir?
   
18:22 You understand? There’re Anlıyor musunuz? Pek çok etmen bu işe
several factors involved in this. dahil olur.
   
18:26 There is a whole group of people Koskoca bir grup insan şunu diyor,
who say,  
   
18:31 ‘Change the environment, 'Çevreyi değiştirin, sosyal yapıyı
change the social structure, değiştirin,
   
18:37 through revolution, through blood, devrim yoluyla, kan yoluyla, herhangi bir
through any way, change it, yolla, değiştirin işte
   
18:41 and that will change man.’ ve bu değişim insanı değiştirecektir.'
You understand this? Bunu anlıyor musunuz?
   
18:46 This is a Communist theory, Bu Komünist teoridir, bu materyalist
this is the materialistic theory: teoridir:
   
18:50 change the environment çevreyi değiştirin
– the Socialist theory – - Sosyalist teori -
   
18:54 change the environment, çevreyi, sosyal yapıyı değiştirin,
the social structure,  
   
18:58 through legislation, yasama yoluyla, parlamento yoluyla,
through Parliament,  
   
19:01 through careful analysis and so on, özenli analizler yoluyla vesaire
   
19:04 or through revolution, physical veya devrim, fiziksel devrim yoluyla,
revolution, change the environment, çevreyi değiştirin,
   
19:09 the structure of society, toplumun yapısını,
then that will change man. o zaman insan değişecektir.
   
19:15 Then he will be loving, O zaman insan sevecen olacaktır,
he will be kind, nazik olacaktır,
   
19:19 he will not have conflict, çatışmaları olmayacaktır, güzel bir insan
he’ll be a beautiful human being. olacaktır.
   
19:24 And they have tried this Ve bu metodları sayısız defa denediler:
umpteen times in different ways:  
   
19:30 the Communists have done it, Komünistler bunu denedi,
   
19:31 they have not succeeded insanı değiştirmede başarılı olamadılar.
in making man different.  
   
19:35 The whole Christian world Bütün Hristiyan dünyası insanın
has postponed the change of man değişimini başka bir şeye erteledi,
   
19:40 into something else, tıpkı Hindular gibi vesaire.
as the Hindus and so on.  
   
19:42 So, the fact is we are in conflict, O halde bizim, insanların çatışma
human beings. içinde olduğu bir olgudur.
   
19:49 And the fact is, out of that inward Ve insan bu içsel çatışmadan, psikolojik
conflict, psychological conflict, çatışmadan
   
19:55 he must produce outward conflict. dışsal bir çatışma üretmek zorundadır.
It can’t be helped. Bu değiştirilemez.
   
20:01 Q: Sir, if it’s a law of nature S: Efendim, bu doğanın bir yasasıysa o
then there’s nothing to worry about. halde endişelenecek hiçbir şey yok.
   
20:04 It seems as though this is Görünen o ki bu vahşi bir kalabalık,
a violent gathering, we’re violent, bizler şiddet doluyuz,
   
20:07 that’s the law, that’s the facts, bu bir yasa, bunlar olgular,
we might as well go home. o halde evlere dağılabiliriz.
   
20:11 K: I haven’t said... K: Bunu söylemedim...Beyefendi,
Sir, I’m just pointing out, sir. sadece dikkatinizi çekiyorum, beyefendi.
   
20:14 Go slow. Have a little patience, sir. Yavaşlayın. Biraz sabırlı olun, beyefendi.
   
20:17 I’m showing, pointing out something. Bir şey gösteriyor, bir şeye parmak
  basıyorum.
   
20:21 That is, if there is conflict, İçsel çatışma olduğunda,
inwardly,  
   
20:24 there must be conflict, outwardly. dışsal çatışmanın olmak zorunda olduğunu.
   
20:27 Now, if a man is concerned seriously Öyleyse, insan çatışmanın hem içsel hem
with the ending of conflict de dışsal olarak sona erdirilmesiyle
   
20:32 both outwardly and inwardly, ciddi olarak ilgileniyorsa,
   
20:34 we must find out bu çatışmanın neden var olduğunu
why this conflict exists. bulmak zorundayız.
   
20:39 You understand? This is simple. Anlıyor musunuz? Bu basittir.
   
20:42 Why does it exist? Çatışma neden var olur?
   
20:45 Why is there this contradiction Neden insanlar arasında bu karşıtlık
in human beings: vardır:
   
20:48 say one thing, do another, bir şey söyleyip başka bir şey yapmak
think one thing and act another bir şey düşünmek ve başka türlü eylemek
   
20:53 – you follow? – why do human beings - takip ediyor musunuz? - neden insanların
have this division in themselves? içlerinde bu bölünme vardır?
   
21:07 You understand my question? Sorumu anlıyor musunuz? Neden?
Why?  
   
21:19 One of the reasons is having ideals. Bunun sebeplerinden biri ideallere
  sahip olmaktır.
   
21:25 That is, the idea which is opposite Yani 'olan'ın, fiilen olanın, tersi olan
of ‘what is,’ what actually is, düşünce,
   
21:34 project through thought düşünce tarafından yansıtılan bir tasarım,
an idea, an ideal, biri fikir, bir ideal,
   
21:40 so there is a contradiction between ve bu sebeple 'olan'la 'olması gereken'
‘what is’ and ‘what should be.’ arasında bir karşıtlık vardır.
   
21:46 That’s one of the factors Bu çatışmanın sebeplerinden biridir.
of this conflict.  
   
21:49 Then the other factor is, we do not O zaman, çatışmanın etmenlerinden biri,
know what to do with ‘what is,’ 'olan'la ne yapacağımızı,
   
21:57 how to deal with it, 'olan'la nasıl baş edeceğimizi
  bilmememizdir,
   
21:59 therefore, we use conclusions ve bundan dolayı 'olan'ı değiştirmek
hoping thereby to alter ‘what is.’ ümidiyle yargılar kullanırız.
   
22:07 That’s the other reason. Bu diğer sebeptir.
   
22:08 And inwardly, also, there are Ve içsel olarak çatışan arzular vardır
contradictory desires – right? – - değil mi? -
   
22:16 I want one thing Bir şeyi istiyorum ve başka bir şeyi
and I don’t want another thing. istemiyorum.
   
22:19 I want to be peaceful Barışçıl olmak istiyorum ve fakat içimde
and yet there is violence in me. şiddet var.
   
22:25 Q: Sir, these seem to be products S: Efendim, bunlar çatışmanın nedenleri
of the separateness of the soul olmaktan ziyade
   
22:29 rather than the cause ruhun ayrılığının ürünleri gibi gözüküyor.
of why we’re in conflict.  
   
22:39 K: But you must find out the cause K: Fakat siz de çatışmanın nedenini
of conflict, mustn’t you, too? bulmak zorundasınız, değil mi?
   
22:43 Q: Yes, but these things seem S: Evet, fakat bahsettikleriniz çatışmanın
to be more the products. daha çok ürünleri gibi görünüyor.
   
22:50 K: All right. If you say, K: Pekala, eğer bunlar sonuçlar,
these are the results,  
   
22:53 the symptoms, not the cause, belirtiler, nedenler değil derseniz,
   
22:57 what then is the cause? o halde çatışmanın nedeni nedir?
   
23:00 I’m coming... You people! Oraya geliyorum...Siz insanlar!
   
23:08 Look, sir, either you want to go into Bakın, bu meseleye çok derinlemesine ya da
this, very deeply or superficially. yüzeysel bir biçimde girmek istersiniz.
   
23:14 I would like to go into it Ben çok derinlemesine girmek istiyorum,
very deeply,  
   
23:18 so please, have a little patience. o yüzden, lütfen, azıcık sabırlı olun.
   
23:23 Q: Judging by outward appearances. S: Dış görünüşleri yargılamak sebeplerden
  biri.
   
23:30 One of the causes of conflict Çatışmanın sebeplerinden biri dış
is judging by outward appearances. görünüşleri yargılamaktır.
   
23:38 K: We’re asking, what is K: Çatışmanın temel nedenin ne olduğunu
the fundamental cause of this conflict soruyoruz,
   
23:43 – fundamental cause, not the symptoms, bu devasa, içsel insan
  mücadelesinin nedenini
   
23:47 we can explain a dozen symptoms, - temel nedeni, belirtileri değil,
   
23:50 the cause of this enormous düzinelerce belirti bulabiliriz.
human struggle, inwardly.  
   
23:56 Wherever you go in the world Dünyanın neresine giderseniz gidin
– the East, Middle East, - Doğu, Orta Doğu,
   
24:00 America, here, anywhere, Amerika, burası, neresi olursa olsun,
   
24:02 there’s this constant battle aralıksız devam eden çatışma vardır.
going on and on and on.  
   
24:07 Right? Why? What’s the cause of it? Değil mi? Neden? Bunun nedeni nedir?
   
24:10 Q: ‘Me,’ S: Kendisini gücünü arttırmaya çalışan
which is trying to boost itself. 'Ben.'
   
24:14 Q: Social conditions. S: Sosyal koşullar.
   
24:18 Q: Lack of security. S: Güvenlik eksikliği.
   
24:22 Q: Partly, an inability to respond S: Kısmen, bir durum karşısında cevap
adequately in a situation... verme yetersizliği
   
24:32 K: One of the suggestions is K: Nedenlerden birinin güven eksikliği
the lack of security. olduğu önerildi
   
24:39 Look at it, please. Just look at it. Bakınız, lütfen. Sadece buna bakınız.
   
24:42 Lack of security, physical Fiziksel olduğu kadar psikolojik de güven
as well as psychological. Right? eksikliği. Değil mi?
   
24:48 The lack of security. Güven eksikliği.
   
24:53 Q: The fear of the non-existence S: Kişinin varlığının yokluğu korkusu.
of one’s being.  
   
25:05 K: Please, if you examine K: Lütfen, bir kerede tek bir şeyi
one thing at a time, not a dozen! incelerseniz, bir düzine şeyi değil!
   
25:17 I give up. Vazgeçiyorum.
   
25:21 We say one of the reasons Bu çatışmanın nedenlerinden birinin
of this conflict is  
   
25:25 that there is no security bizim için, derinlemesine bir güvenliğin
for us, deeply. olmaması diyoruz.
   
25:30 That may be one of the basic Bu çatışmanın temel sebeplerinden biri
reasons of conflict, olabilir,
   
25:35 the lack of security, güvenlik eksikliği,
   
25:38 both psychologically, biyolojik olduğu kadar psikolojik de olan,
as well as biologically,  
   
25:43 physically, as well as inwardly. içsel olduğu kadar, fiziksel de olan.
You understand? Anlıyor musunuz?
   
25:48 Now, what do you mean by security? Peki, güvenlikle neyi kast ediyorsunuz?
   
25:55 Food, clothes and shelter. Right? Yiyecek, giysi ve barınak. Değil mi
   
26:00 If that is not given to us, Eğer bunlar bize verilmiş değilse,
then there’s conflict o zaman çatışma vardır
   
26:04 because you have it and çünkü sizde vardır ve bende yoktur.
I haven’t got it. That’s one reason. Bu nedenlerden biridir.
   
26:09 The other is, psychologically, Ötekiyse psikolojiktir, içsel olarak
I want to be secure, inwardly. güvende olmak isterim.
   
26:15 Right? Değil mi?
   
26:17 In my relationship, İlişkimde, inancımda, itikatımda
in my belief, in my faith,  
   
26:21 in all my action – you follow? – bütün eylemlerimde - takip ediyor
I want to be completely secure. musunuz? - Tamamen güvende olmak isterim
   
26:26 Now, is that possible? Peki, bu mümkün müdür?
   
26:30 Or we’re asking a question Yoksa tamamıyla yanlış bir soru mu
which is totally wrong? soruyoruz?
   
26:34 Please, follow this. Lütfen, bunu takip ediniz.
   
26:37 Psychologically, we want to be secure, Psikolojik olarak, güvende olmak isteriz,
   
26:43 having a relationship tamamen güvende olacak
that’ll be completely secure, bir ilişkiye sahip olmak,
   
26:49 with my wife, with my husband, karımla, kocamla, kızımla veya oğlumla
with my girl, or boy,  
   
26:55 we desire to be completely secure. tamamen güvende olmayı arzularız.
Is that possible? Bu mümkün müdür?
   
27:05 Wait. Careful, now. Bekleyin, şimdi dikkatli olunuz.
Think about it a little bit. Bunun hakkında biraz düşünün.
   
27:12 We say it is possible Bunun mümkün olduğunu söyleriz
   
27:18 and we have made it possible, ve bunu biz mümkün kılmışızdır
haven’t we? değil mi?
   
27:24 I am quite secure with my wife, Ben karımla oldukça güvendeyim
and she’s quite secure with me, ve o da benimle güvende,
   
27:32 with the man. adamla.
   
27:35 But inwardly, Fakat içsel olarak mücadele sürmektedir.
there is struggle going on.  
   
27:41 Now, this security we seek O halde, bu psikolojik olarak aradığımız
psychologically, is what? güvenlik, nedir?
   
27:51 What is it we are seeking? Aradığımız şey nedir?
   
27:55 Psychologically, Psikolojik olarak güvende olan bir insan
to be secure with a person. olmak.
   
28:01 You understand my question? Sorumu anlıyor musunuz?
   
28:04 I want to be secure with my wife, Eşimle veya kızımla güvende olmak
or with my girl. istiyorum.
   
28:12 Why? Neden?
   
28:13 Q: Because without her, I’m lost. Q: Çünkü onsuz, ben bir hiçim.
K: Wait. So, what does that mean? K: Bekleyin. Peki, bu ne anlama geliyor?
   
28:17 Without her, I’m lost. Onsuz, ben bir hiçim.
What does that mean? Bu ne demektir?
   
28:21 Q: I’m alone. S: Yalnızım demektir.
K: Which means what? Go on. K: Ki bu da demektir ki? Devam edin.
   
28:23 Q: Which means fear. S: Korku demektir.
   
28:27 K: Don’t conclude immediately, K: Hemen sonuçlara varmayın, içine girin
go into it, sir. beyefendi.
   
28:33 You say, ‘I’m lost.’ Why are you lost? Dediniz ki 'Ben bir hiçim.' Neden bir
  hiçsiniz?
   
28:39 Because you’re afraid to be alone. Çünkü yalnız olmaktan korkuyorsunuz.
   
28:43 Isn’t it? Now, why? Değil mi? Peki neden?
   
28:49 Do listen. Dikkatle dinleyiniz.
   
28:52 Why are you frightened to be alone? Neden yalnız olmaktan korkarsınız?
   
28:56 Q: I would say that man S: Ben derim ki insan yalnız olmaktan
is frightened to be alone  
   
29:00 because he cannot orientate himself kendisini varoluşa alıştıramadığı
in existence. için korkar.
   
29:06 K: You haven’t answered K: Beyefendi, sorumu cevaplamadınız.
my question, sir. Look... Bakınız...
   
29:10 Q: Because I cannot face myself. Q: Çünkü kendimle yüzleşemiyorum.
   
29:13 K: We’ll come to that, presently. K: Buna birazdan geleceğiz.
   
29:15 I’m asking you, Size yalnız kalmaktan neden korktuğunuzu
why are you frightened to be alone? soruyorum?
   
29:20 Q: Because you’re afraid S: Çünkü dünyayla başa çıkamamaktan
you can’t cope with the world. korkarsın.
   
29:23 K: Look into yourself K: Beyefendi, lütfen cevap vermeden önce
before you answer it, sir, please. kendi içinize bakınız.
   
29:27 This is a serious thing Ciddi bir şey hakkında konuşuyoruz,
we are talking about,  
   
29:29 not throwing off words. ortalığa kelimeler sallamıyoruz.
   
29:33 We’re asking each other, Birbirimize şunu soruyoruz,
   
29:38 I want permanent relationship bir başkasıyla kalıcı bir ilişki isterim
with another,  
   
29:43 and I hope to find it, and I’m saying, ve bu ilişkiyi bulacağımı ümit ederim ve
  diyorum ki
   
29:48 why do I ask for permanent neden bir başkasıyla kalıcı bir
relationship with another? ilişki istiyorsunuz?
   
29:53 You say, ‘I am frightened to be alone, Diyorsunuz ki 'Yalnız olmaktan,
to be insecure.’ güvende olmamaktan korkuyorum.'
   
30:02 So I’m using the other, Öyleyse, ötekini, kadını veya adamı
the woman or the man,  
   
30:06 as a means to find güvenliği bulabilmek için bir araç
my anchorage in that. Right? olarak kullanıyorum. Değil mi?
   
30:14 My anchorage in another, Ötekindeki güvenliğim
   
30:18 and I’m frightened if that anchorage ve bu güvenlik gidebilir diye korkuyorum.
is loosened. Right? Değil mi?
   
30:26 Why? Neden?
   
30:29 Penetrate a bit more deeply. Buna biraz daha derinlemesine giriniz.
   
30:34 Q: Isn’t that just a drive? S: Bu sadece bir dürtü değil mi?
   
30:38 Isn’t it something which is simply Bu bende açlık gibi doğuştan gelen
built into me, like hunger? bir şey değil mi?
   
30:44 K: Is it like hunger? K: Bu açlık gibi mi acaba?
   
30:49 The moment you give a simile Bu tür bir benzetmeyi verdiğiniz anda,
like that, you get confused kafanız karışır
   
30:54 and then you go off to hunger. ve siz açlığa yönelirsiniz.
   
30:58 Find out why you want a relationship Neden kalıcı bir ilişki,
to be permanent, güvende olacak bir ilişki
   
31:04 a relationship to be secure. istediğinizi keşfedin.
   
31:08 Someone suggested Birisi yalnız olmaktan korktuğunuz için
because you’re frightened to be alone. bunu istediğiniz söylemişti.
   
31:12 Why are you frightened, Neden korkuyorsunuz,
what is involved in this fear? bu korku neyi içeriyor?
   
31:18 Please look into yourself Lütfen cevap vermeden önce içinize
before you answer it. bakınız.
   
31:28 Q: You’re always leaving yourself S: Kendinizi sürekli acı çekmeye açık
open to pain. halde bırakıyorsunuz.
   
31:32 If you control your life, you can Eğer yaşamınız kontrol edebilirseniz,
control the amount of pleasure alacağınız hazzın miktarını
   
31:36 or at least try to avoid some pain. ya da en azından bazı acılardan
  kaçınmayı başarabilirsiniz.
   
31:38 K: Sir, look, sir, K: Efendim, bakınız, efendim
we’re asking something very simple: çok basit bir şey soruyoruz:
   
31:46 why is a human being neden insan yalnız olmaktan korkar?
frightened to be alone?  
   
31:55 Why are you frightened to be alone? Neden yalnız olmaktan korkuyorsunuz?
   
32:00 Q: We’re habituated to company, S: Pek çok yönden başkalarıyla olmaya
in many ways. alışmış durumdayız.
   
32:04 Q: When I’m with somebody, S: Biriyle beraber olduğumda bir şeyler
I feel I am something. hissederim
   
32:10 and when I’m without this person, ve bu insanla beraber olmadığımda
it could be a wife or friend, bu bir eş veya dost olabilir,
   
32:15 I feel nothing. hiçbir şey hissetmem.
   
32:17 And I do not like to feel nothing Ve hiçbir şey hissetmemeyi sevmem
because it frightens me. çünkü bu durum beni korkutur.
   
32:23 K: Which means what, sir? K: Ki bu da ne anlama gelir efendim?
   
32:26 Q: Insecurity. S: Güvensizlik.
K: Go slowly. Insecurity. K: Yavaşça gidiniz. Güvensizlik.
   
32:31 You say, ‘I’m frightened 'Güvende olmamaktan korkuyorum' dediniz,
of being insecure,’ bu sebeple de güvende olmak için bir
   
32:39 so you exploit another to be secure, başkasını sömürüyorsunuz,
which you call ‘love.’ ki buna 'sevgi' diyorsunuz.
   
32:55 Please, remain with this fact, Lütfen, bu olguyla kalın, keşfetmek için
put your teeth into it to find out. bu olguya adeta dişlerinizi geçiriniz.
   
33:05 If you can find this out, Eğer bunu keşfedebilirseniz, pek
you will find a great many things. çok muhteşem şeyi daha keşfedeceksiniz.
   
33:14 I want to be secure Güvende olmak istiyorum çünkü güvende
because without being secure olmadan
   
33:20 – please listen – without being secure - lütfen dinleyiniz -güvende olmadan
my brain can’t function properly. beynim doğru dürüst çalışmıyor.
   
33:26 You understand? Efficiently. Anlıyor musunuz? Beyinin etkin çalışması.
   
33:29 So, the brain demands security. Demek ki beyin güvenlik talep etmektedir.
   
33:34 So, I want security out of you, Dolayısıyla sizin sunacağınız güvenliği
and so I depend on you. isterim ve bu sebeple size bağlanırım.
   
33:44 Right? I’m attached to you Değil mi? Size bağlanırım çünkü güvende
because I need to be secure, olmaya ihtiyacım vardır,
   
33:52 the brain demands it. bu güvenliği beyin talep eder.
   
33:56 And if anything happens Ve eğer sizinle ilişki içindeyken
in my relationship to you başınıza bir şey gelirse
   
34:01 I get uncertain, I get frightened, kararsızlaşıyorum, korkuyorum,
I get jealous, I hate. kıskanıyorum, nefret ediyorum.
   
34:06 Right? Doesn’t this happen Değil mi? Hepinize bu olmuyor mu?
to all of you?  
   
34:16 Q: If the person you love is static, S: Eğer sevdiğiniz insan durağansa,
then when they change, there’s fear. bu insan değiştiğinde, korku oluşur.
   
34:22 If you accept the change in them, Eğer onlardaki değişimi, hayatın seyrini
if you accept the process in life, kabul ederseniz,
   
34:26 your love or your attachment sevginiz veya bağlılığınız onların
can change with their changing. değişimiyle değişebilir.
   
34:32 K: Sir, you have not understood K: Beyefendi, dediğimi anlamadınız.
what I’ve said.  
   
34:34 Q: How do you know? S: Nereden biliyorsunuz?
   
34:36 K: Because by what you’re saying, sir. K: Söyledikerinizden beyefendi.
Q: Superficial. S: Yüzeysel.
   
34:39 K: Oh, well, I won’t discuss, sir K: Ah, peki, tartışmayacağım beyefendi
– it becomes impossible. - imkansız bir hal alıyor.
   
34:54 So, I’m frightened to be alone, O halde, yalnız olmaktan korkarım,
frightened of losing my security, güvenliğimi kaybetmekten korkarım
   
34:59 and I say, ‘Why, ve 'Neden, o korkunun arkasında ne var?'
what is behind that fear?’ derim.
   
35:08 Is it I’m frightened Yalnız olmaktan, tek başıma kalmaktan mı
to be lonely, to be alone, korkarım,
   
35:17 not to have something bağlanacak kimsem olmamasından
on which to depend  
   
35:20 because I cannot depend on myself, zira kendime bağlanamam, kendimden
I am frightened of myself, korkuyorumdur,
   
35:26 I’m frightened to face myself. Right? Kendimle yüzleşmekten korkuyorumdur.
  Değil mi?
   
35:33 I don’t know what I am, Ne olduğumu bilmiyorum bu sebeple de
therefore I think I know what you are, sizin ne olduğunuzu bildiğimi düşünüyorum,
   
35:41 therefore, I depend on you ve dolayısıyla size
  bel bağlıyorum
   
35:45 because I don’t know çünkü ne olduğumu, kendimi bilmiyorum.
what I am, myself.  
   
35:50 Q: That’s incorrect. S: Bu söylediğiniz yanlış.
   
36:03 K: Incorrect. Right, sir. K: Yanlış. Peki beyefendi.
   
36:05 Q: When I’m alone S: Yalnız olduğumda ve amaçsızca
and I’m drifting around yaşadığımda
   
36:10 and I feel this insufficiency, ve bu boşluğun getirdiği yetersizliği
this emptiness hissettiğimde
   
36:15 and I see people around, ve dışarıda yürürken çevremde insanlar
I’m walking around görürüm
   
36:18 I see families and I’m not related aileleri görürüm ve onların hiçbirinin
to any of them, bir parçası değilimdir
   
36:22 my perception is superficial, things algım yüzeyseldir, aklımda bir süre şey
are flitting in and out of my head uçuşur
   
36:28 I stay with this for some time bu durumda bir süre kalırım
and I want to break away from this. ve bu durumdan sıyrılmak isterim.
   
36:34 It’s then that I want someone Ancak o zaman gidebileceğim biri
to go to, to be stimulated. olsun isterim, canlanmak isterim.
   
36:40 It just depends Bunun hali ne kadar uzatmak
how long you go with it. istediğiniz size bağlıdır
   
36:42 K: Yes, sir, K: Evet efendim, söylediğimiz de bu.
that is what we’re saying.  
   
36:45 I don’t see where we are Nerede mutabık olmadığımızı göremedim.
disagreeing in this.  
   
36:54 My God! Tanrım!
   
36:58 Q: Sir, is it really possible S: Beyefendi, neden çatışma içinde
to understand completely olduğumuzu tamamen anlamak mümkün
   
37:02 why we are in conflict, müdür, zira biz kendimiz çatışmanın
because we are ourselves in conflict. içindeyiz.
   
37:07 I see that somehow Bunu bir şekilde görüyorum, kendimi
I’ve separated myself from myself kendimden ayırdım
   
37:13 but apart from that fakat bunun dışında neden çatışma
I can’t see why we are in conflict. içinde olduğumuzu göremiyorum.
   
37:17 K: We are seeing, sir, we are K: Görüyoruz, beyefendi, neden çatışma
examining why we are in conflict. içinde olduğumuzu sorguluyoruz.
   
37:23 Look, I don’t know myself, Bakın, ben kendimi, kendim hakkındaki
about myself şeyleri bilmiyorum
   
37:29 – all my structure, all my nature, - bütün yapım, bütün tabiatımı, acılarımı,
my hurts, my ambitions, hırslarımı,
   
37:34 my greeds, my arrogance, aç gözlülüğüm, kibrim, şiddetim
and violence, all that. ve bütün bunlar.
   
37:37 All that is ‘me.’ Right? Bütün bunlar 'ben'dir. Değil mi?
   
37:40 And I have not examined all that. Ve bütün bunları sorgulamamışımdır.
   
37:42 I’ve not gone into myself Kendi içime doğru çok ama çok
very, very deeply. derinlemesine gitmemişimdir.
   
37:46 So, I want security Öyleki bütün bunlara rağmen bir şeyde
in spite of all that, in something güvenlik ararım,
   
37:53 – in furniture, in a house, - mobilyada, bir evde, bir inançtan,
in a belief, in a faith, bir itikatta,
   
37:57 in a wife or a husband. bir karı veya kocada. Güvenlik isterim.
I want security.  
   
38:01 God! This seems so simple. Tanrım! Bu çok basit görünür.
   
38:04 Don’t you all want security? Hepiniz güvenlik istemiyor musunuz?
   
38:11 Q: Is there any evidence S: Bu güvenlik denen şeyin var olduğuna
that such a thing as security exists? dair herhangi bir kanıt var mıdır?
   
38:16 If one examines life, there is no Eğer kişi yaşamı sorgularsa, hiçbir şeyde
such thing as security, in anything. güvenlik diye bir şey yoktur.
   
38:21 K: I haven’t understood, sir. K: Anlamadım, beyefendi.
   
38:24 Q: Is there any evidence S: Güvenliğin var olduğuna dair
that security exists? bir kanıt var mı?
   
38:27 K: I’m going to show you. K: Sizlere göstereceğim.
It doesn’t exist. Güvenlik diye bir şey yoktur.
   
38:29 You don’t allow me, Bitirmeme, güvenlik meselesine girmeme
let me finish, go into this! izin vermiyorsunuz!
   
38:40 See, you want to jump to conclusions. Görüyorsunuz ya, sonuçlara varmak
You don’t want to see the... istiyorsunuz. Görmek istemiyorsunuz...
   
38:43 That gentleman asked, Beyefendi düşüncenin doğasını ve yapısını
please describe the nature  
   
38:48 and the structure of thought. tasvir eder misiniz diye sordu.
   
38:51 He asked that question. Bu soruyu sordu.
The structure of thought. Düşüncenin yapısı sorusunu.
   
38:56 This is the structure of thought: Bu konuştuğumuz, düşüncenin yapısıdır:
   
39:01 that we want security güvenlik istiyor oluşumuz
   
39:06 because we know very well zira çok iyi biliriz ki güvenlik diye bir
there is no security. şey yoktur.
   
39:12 You understand? Anlıyor musunuz?
An earthquake can take place tomorrow, Yarın bir deprem olabilir,
   
39:15 we’ll all be wiped out hepimiz yok olabiliriz veya başka herhangi
or anything can happen. bir şey başımıza gelebilir.
   
39:18 There is no such thing as security, Psikolojik güvenlik diye bir şey yoktur.
psychologically.  
   
39:23 If we realise that once, very deeply, Psikolojik güvenlik diye bir şeyin
  olmadığını
   
39:27 that there is no such thing bir kere, çok derinlemesine
as psychological security farkına varırsak
   
39:31 then we will not be in conflict. o zaman çatışma içinde kalmayız.
   
39:36 But we don’t realise it, Fakat bunu fark etmezsek, başka birinde
we want security in somebody else güvenlik ararız
   
39:41 – we want security physically: - fiziksel olarak güvenlik isteriz:
having a house, bir ev sahibi olmak,
   
39:46 money, position, prestige. para, konum, prestij.
   
39:48 I may not have money, a house, but Param, bir evim olmayabilir ama prestij
I want prestige, that’s my security. isterim, benim güvenliğim budur.
   
39:55 I want to be great, Büyük biri olmak isterim ve büyük biri
and I work to be great, olmak için çalışırım, fakir olabilirim
   
39:57 I may be poor but I want to be a great ama büyük bir adam, meşhur bir adam
man, a famous man. That’s my security, olmak isterim. Benim güvenliğim budur
   
40:02 and the other says, ve ötekiler de şöyle der, 'Benim
‘My security is in faith. I believe’ güvenliğim itikattadır. İnanıyorum'
   
40:09 – and it may be neurotic – - ve bunlar nevrotik olabilir -
and all beliefs are neurotic. ve bütün inançlar nevrotiktir.
   
40:14 And there is security in neuroticism. Ve nevrotisizmde güvenlik vardır.
   
40:20 So, man is seeking, Yani, insan sürekli güvenlik aramaktadır
all the time, security,  
   
40:28 and we never realise ve böyle bir şeyin var olmadığını asla
there is no such thing. fark etmeyiz.
   
40:34 Right? Değil mi?
   
40:38 Because my wife may run away from me, Çünkü karım beni terk edebilir,
   
40:42 but if she runs away I hate, fakat beni terk ederse nefret
I’m jealous, ederim, kıskanırım,
   
40:45 but I’m going to find ve fakat başka bir kadın veya adam
another woman, or man, bulacağımdır
   
40:49 and I cling to that. ve ona tutunurum.
   
40:52 So, this goes on all the time. Dolayısıyla, güvenlik arayışı sürekli
  devam eder.
   
40:55 So, I’m asking, O halde, soruyorum, insanlar içten içe,
why do human beings demand security güvenlik diye bir şeyin olmadığını
   
41:02 knowing very well, deeply, inwardly, gayet iyi bildikleri halde neden güvenlik
there is no such thing? talep ederler?
   
41:10 Why has the world divided itself Neden dünya coğrafi olarak, milliyetler
geographically, nationally, olarak, Hindular, Budistler vesaire
   
41:15 as Hindus, Buddhists, diye bölmüştür, neden?
all the rest of it, why?  
   
41:20 Because they want security. Çünkü güvenlik isterler.
   
41:24 It feels very secure Bir İngiliz olmak güvende hissettirir.
if you’re an Englishman.  
   
41:30 Q: They don’t really see. S: Bunu gerçekten görmüyorlar.
People here don’t really see. Buradaki insanlar bunu gerçekten görmüyor.
   
41:34 K: That’s what I am saying, sir. K: Bu da benim sorduğum şey beyefendi.
   
41:35 Q: It seems to me it’s this quality S: Bana öyle geliyor ki şu görmenin
of seeing that we ought to talk about. niteliği hususunu konuşmalıyız.
   
41:42 K: First, therefore, K: Öncelikle, buna göre,
can we see, observe, psikolojik güvenliğin,
   
41:49 that there is no security at all, dolayısıyla da bağlılığın hiçbir şekilde
psychologically, var olmadığını,
   
41:55 therefore, no attachment? görebiliyor, gözlemleyebiliyor muyuz?
   
42:02 It doesn’t mean promiscuity. Bu hafifmeşreplik demek değildir.
   
42:08 It is impossible to be attached Bir insana bağlı olmak mümkün değildir.
to a human being.  
   
42:15 What are you attached to when Bir insana bağlı olduğunuzda
you’re attached to a human being? neye bağlısınızdır?
   
42:19 You’re attached to the image that you Siz o insana değil, fakat o insanla
have created about that human being, ilgili yarattığınız imgeye bağlısınızdır,
   
42:24 not to the person but to the image o adam veya kadınla ilgili
that you have about her or him. sahip olduğunuz imgeye bağlısınızdır.
   
42:28 Please, this is so obvious. Lütfen, bu son derece açıktır.
   
42:35 Q: Sir, isn’t that seeking security S: Efendim, o güvenlik arayışı biyolojik
a shift olarak içimiz işlemiş arayıştan
   
42:40 from the biologically inbuilt seeking? psikolojik olana bir geçiş değil midir?
   
42:43 K: Biologically, I need security. K: Biyolojik olarak, güvenliğe ihtiyacım
Right? vardır. Doğru mu?
   
42:48 I need food, I need clothes, Yemeğe, giysilere ve sığınağa ihtiyacım
I need shelter, vardır,
   
42:53 but that is made impossible ama bu benim içsel olarak güvende olma
by my desire to be secure, inwardly. arzum tarafından imkansız kılınmıştır.
   
42:59 Which is, I am a nationalist, Bir milliyetçiyimdir,
   
43:02 I believe I’m a great Englishman, Büyük bir İngiliz olduğuma inanırım,diğer
cut out every other… You follow? hepsini kesip atın...Takip ediyor musunuz?
   
43:08 So, we divide the world and Dolayısıyla, dünyamızı böleriz ve
thereby destroy our own security. böylelikle kendi güvenliğimizi yok ederiz.
   
43:14 You don’t see all this. Tüm bunları görmüyorsunuz.
   
43:19 Q: It seems to be the contrary for me. S: Bana tam tersi gibi geliyor.
I need to be insecure. Emniyette olmamalıyım.
   
43:23 K: No, sir. Look, sir, K: Hayır, beyefendi. Bakın, beyefendi,
   
43:25 we say, physically fiziksel olarak güvende olmak
you must have security. Right? durumundasınız. Değil mi?
   
43:29 Q: No, I don’t think so. S: Hayır, sanmıyorum.
   
43:32 When I feel insecure, Güvende olmadığımda, çok mutlu
I feel very happy. oluyorum.
   
43:36 K: Mustn’t you have food K: Yemeğinizin, giyeceğiniz ve barınağınız
and clothes and shelter? olmak zorunda değil mi?
   
43:44 You have clothes, you have food. Giyeceğiniz, yemeğiniz var.
   
43:47 Millions of people haven’t got Milyonlarca insanın yemeği, giyeceği yok.
food, clothes. Why is it? Neden böyledir?
   
43:53 Q: When we’ve got nothing, S: Hiçbir şeyimiz olmadığında
we change our minds. fikrimizi değiştiririz.
   
43:57 K: That’s just what I’m saying, sir. K: Bu tam da benim söylüyor olduğum şey
  beyefendi.
   
43:59 Because psychologically Çünkü psikolojik olarak güvenliği kurduk
we have established security  
   
44:04 in nationalities, in division, milliyetlerde, bölünmede,
   
44:07 the biological, physical biyolojik, fiziksel güvenlik
security is being denied. inkar ediliyor.
   
44:14 This is… isn’t it? So, let’s proceed. Bu... değil mi? O halde devam edelim.
   
44:19 Do we see, not as an idea, Psikolojik güvenlik diye bir şeyin
but as an actuality, olmadığını bir düşünce olarak değil,
   
44:25 that there is no fakat bir gerçeklik olarak görüyor muyuz?
psychological security?  
   
44:30 Or are you frightened of it? Veya bundan korktunuz mu?
   
44:33 Frightened of this enormous fact? Bu devasa olgudan korktunuz mu?
   
44:41 Q: Couldn’t I get security S: Güvenliği bir şekilde kendimden
out of myself, somehow? edinemez miyim?
   
44:45 For instance, Örneğin şunu bilerek, ne olursa olsun...
by knowing whatever happens...  
   
44:49 K: I’m showing it to you, sir, now. K: Beyefendi, siz şu an gösteriyorum.
   
44:51 Please, we said there is no such thing Lütfen, güvenlik diye bir şeyin olmadığını
as security, do you see that? söyledik, bunu görüyor muyuz?
   
44:58 Not as an idea, not as a conclusion, Bir düşünce, bir yargı olarak değil,
but an actuality, fakat bir gerçeklik olarak,
   
45:03 like the microphone. tıpkı önümdeki mikrofon gibi.
Do you see it? Bunu görüyor musunuz?
   
45:08 Q: No, we don’t. S: Hayır, görmüyoruz
K: That’s just it. Why don’t you? K: İşte tam da bu. Neden görmüyorsunuz?
   
45:14 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
45:52 K: We’re coming to that, sir, please. K: Lütfen beyefendi, ona geliyoruz.
   
45:59 Would you please…? I’m asking, Rica etsem...? Size soruyorum,
   
46:02 when we come to the point that psikolojik güvenliğin olmadığı noktasına
there is no psychological security, geldiğimizde,
   
46:11 you know, that’s a tremendous bilirsiniz, bu gözlemlemesi ve fark etmesi
thing to observe and realise muazzam bir şeydir,
   
46:16 because then çünkü sonrasında bütün eylemlerimiz
our whole activity changes. değişir.
   
46:23 Do we realise it or is it an idea with Bunu fark ediyor musunuz yoksa bu
which you’re going to be convinced? ikna olacağınız bir düşünce mi?
   
46:32 You understand my question? Sorumu anlıyor musunuz?
   
46:36 Why don’t you see it as a reality? Neden bunu bir gerçeklik olarak
  görmüyorsunuz?
   
46:41 It is a reality you are sitting there, Sizin orada oturduğunuz benim de burada
and it’s a reality I’m sitting here. oturduğum bir gerçektir.
   
46:47 Why don’t we see it Neden psikolojik güvenlik olmadığını da
as actually as that? aynı gerçeklikte görmüyoruz?
   
46:53 Is it part of our conditioning, Bu koşullanmamızın, korkumuzun
part of fear bir parçası mıdır
   
47:00 – fear being, ‘My God, I’II lose - 'Tanrım, eşimi, arkadaşımı kaybedeceğim'
my wife, I’II lose my friend,’ korkusunun,
   
47:07 because in that person zira o kişiye bütün umudumu yatırmışımdır,
I have invested all my hope,  
   
47:11 my cravings, my demands, ihtiraslarımı, taleplerimi, cinsel ve
sexually and other things, diğer yönlerden
   
47:15 and I suddenly realise ve birden güvenlik diye bir şeyin
there is no such thing as security. olmadığını fark ederim.
   
47:23 You know what it means? Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
   
47:32 That’s freedom. Bu özgürlüktür.
And we don’t want freedom. Ve biz özgürlük istemeyiz.
   
47:40 We’d rather know the state of slavery Biz özgürlük halindense kölelik
than the state of freedom. halinde kalmayı tercih ederiz.
   
47:48 Right. So, let’s proceed. Peki. O halde, devam edelim.
   
47:53 There it is. I do not see Durum bu. Güvenlik olmadığını görmüyorum.
that there is no security.  
   
47:59 I want security, Güvenlik istiyorum, başka birinde
I depend on security in another güvenliği buluyorum
   
48:03 because it gives me comfort, çünkü bu bana rahatlık veriyor, bana bir
it gives me a sense of being together, beraberlik hissi veriyor, zira
   
48:08 I’m then not lost, I’m not afraid kaybolmuş değilim, tek başına olmaktan
to be alone, then I am not lonely. korkmuyorum o zaman yalnız değilim.
   
48:16 For all these reasons I cling to you. Tüm bu sebeplerle size tutunurum.
   
48:24 And I call this whole Ve tüm bu ilişki sürecine 'sevgi' derim.
process of relationship, ‘love.’  
   
48:32 I’m not being cynical, please. Kinik olmaya çalışmıyorum, lütfen.
   
48:39 And that’s our conflict: Bu bizim çatışmamızdır:
knowing deeply, inwardly, this fact derinlemesine, içten içe bu olguyu biliriz
   
48:46 and holding on to non-fact. Right? ve olgu-olmayana tutunuruz. Değil mi?
   
48:53 That’s our problem. Sorunumuz da budur.
   
48:56 Seeing something as being truth Bir şeyi hakikat olarak görmek
   
48:59 and holding on to something hakikat olmayan bir şeye sarılmak.
which is not truth.  
   
49:06 Now, how do you bring about Şimdi, bu bölünmenin sonunu nasıl
the cessation of this division getirirsiniz
   
49:15 between this and that? onunla bunun arasındaki çatışmayı?
You understand, now? Anlıyor musunuz, şimdi?
   
49:20 That is, I observe very clearly Yani, güvenliğe ihtiyacım olduğunu çok
that I need security açıkça gözlemlerim
   
49:27 because I’m so deeply zira kendimle ilgili derinlemesine
uncertain in myself, tereddütlerim vardır,
   
49:32 I’m so lonely, I’m so lost, confused, çok yalnızımdır, kafam çok karışmıştır
and I cling to you. ve size tutunurum.
   
49:47 That’s one fact. That’s a fact, also. Bu bir olgudur. Bu da bir olgudur.
   
49:50 The other fact is Öteki olguysa şudur, birinin
you have heard somebody say,  
   
49:54 ‘There is no such thing 'Dostum güvenlik diye bir şey yok'
as security, my friend,’ dediğini duydunuz ve siz de
   
49:58 and also, you say, 'Vay canına, gerçekten de öyle' diyorsunuz
‘By Jove, that is so,’  
   
50:01 deeply, inwardly, you know it is so. derinlemesine, içsel olarak, güvenliğin
  olmadığını biliyorsunuz.
   
50:04 So, there are these two facts. O halde, ortada, bu iki etmen var.
   
50:07 So, what will you do? Bu durumda, ne yapacaksınız?
How will you bridge these two? Bu iki etmeni nasıl birleştireceksiniz?
   
50:15 Q: I must look at my fear. S: Korkuma bakma zorundayım.
   
50:19 K: That’s right. K: Doğru. Korkunuza bakmak zorundasınız.
You must look at your fear.  
   
50:22 How do you look at your fear? Korkunuza nasıl bakarsınız?
   
50:27 We have come to that point, now. Şimdi o noktaya geldik. Görüyor musunuz?
You see?  
   
50:30 That is, human beings are frightened. Yani, insanlar korkarlar.
   
50:39 How do you observe that fact? Bu olguyu nasıl gözlemlersiniz?
   
50:48 Q: They laugh at it. S: Buna gülerek karşılık verirler.
They laugh to hide their fear. Korkularını saklamak için gülerler.
   
50:56 K: Of course, that’s laughter. K:Elbette, bu gülmektir.
We laugh to hide our fear. Korkularımızı saklamak için güleriz.
   
51:02 Please, I’m asking you, Lütfen, sizlere soruyorum, eğer
without escaping, if you can, yapabilirseniz, kaçmadan,
   
51:08 how do you observe your fear? korkunuzu nasıl gözlemlersiniz?
   
51:12 Q: Through relationship. S: İlişki yoluyla.
K: Through relationship. K: İlişki yoluyla.
   
51:18 We have discovered, İlişki içindeyken, kaybetmekten korktuğumu
through relationship,  
   
51:22 that I’m frightened of losing, korku içinde olduğumu, keşfettik
frightened.  
   
51:27 So, how do you look or observe, Öyleyse, bu korkuyu nasıl gözlemler ya da
or are aware of that fear? nasıl bu korkunun farkın olursunuz?
   
51:34 Q: Can I observe the fear S: Korkunun kendisi benken korkuyu
when I am the fear? gözlmemleyebilir miyim?
   
51:37 K: Are you sure of that? K: Bundan emin misiniz?
Or it’s just an idea? Yoksa bu sadece bir düşünce mi?
   
51:42 Q: I’m sure of that. S: Bundan eminim.
   
51:46 K: Which is so. You’re sure of it. K: Öyledir de. Bundan eminsiniz.
   
51:49 That means you are sure Bu bir şeyden emin olduğunuz anlamına
of something, it is not a fact. gelir, bu bir olgu değildir.
   
51:56 Q: Sir, if I try and observe fear, S: Efendim, korkuyu gözlemlemeye
I cannot observe it. çalışırsam, onu gözlemleyemem.
   
52:01 K: I’m going... sir, just follow it. K: Buna geliyor...efendim, sadece takip
I’m going to go into that, sir. ediniz. Buna gireceğiz efendim.
   
52:05 How do you observe...? Nasıl gözlemlersiniz...?
Sir, how do you observe your wife? Beyefendi, eşinizi nasıl gözlemlersiniz?
   
52:12 Have you ever observed your wife, Eşinizi hiç gözlemlediniz mi
   
52:15 or your husband, boy or girl, veya kocanızı, oğlunuzu veya kızınız?
have you?  
   
52:20 What do you say, have you? Ne diyorsunuz, gözlemlediniz mi?
   
52:24 Observed. How do you observe them? Gözlemlemek. Onları nasıl gözlemlersiniz?
   
52:34 There is visual perception, Görsel algı vardır, yüz, saçın rengi,
the face, the colour of the hair,  
   
52:39 colour of the eyes, gözlerin rengi, kaşlar, vesaire vesaire,
the eyebrows and so on, so on,  
   
52:42 and that’s a physical observation. ve bu fiziksel bir gözlemdir.
You see that. Bunu görürsünüz.
   
52:49 Then how do you observe her, O zaman onu nasıl fiziksel olmayan bir
non-physically? şekilde gözlemlersiniz?
   
52:58 Q: Through your image of them? S: Onun imgesi yoluyla mı?
K: Don’t ask me. K: Bana sormayın.
   
53:03 Are you sure of that? Bundan emin misiniz?
   
53:07 My God! Tanrım!
Just theories, you indulge in. Tek keyif aldığınız şey teoriler.
   
53:13 Haven’t you got an image Eşiniz hakkında bir imgeniz yok muydu?
about your wife?  
   
53:17 Q: You do it through experience S: İmgeleri o kişiyle ilgili deneyimler
of the person. yoluyla yaparsın.
   
53:26 K: Yes, we said that, K: Evet bunu söyledik, etkileşim yoluyla,
through interaction, through habit, alışkanlık yoluyla,
   
53:31 through nagging, through domination, dırdır yoluyla, tahakküm yoluyla,
possession, hurts, sahiplenme, kırgınlıklar,
   
53:37 you have created, through interaction, erkek ve kadın arasındaki etkileşim
between man and woman, yoluyla siz imgeleri yarattınız,
   
53:41 an image about her and kadın hakkındaki imge ve kadının benim
she has built an image about you. hakkımda yarattığı imge.
   
53:46 That’s a simple fact, isn’t it? Bu yalın bir olgu, değil mi?
Would you see that? Bunu görür müsünüz?
   
53:52 Q: Surely there are benign forms S: Şüphesiz etkileşimin iyicil halleri de
of interaction, as well? vardır?
   
54:05 K: Interaction is very complicated, K: Etkileşim çok karmaşıktır, bunu
we know that. biliyoruz.
   
54:09 So, each person creates O halde, herkes eşiyle ilgili bir imge
an image about him or her, yaratır
   
54:14 and you look at each other ve o imgeler üzerinden eşlerinize
through those images, don’t you? bakarsınız, değil mi?
   
54:21 You have hurt me, Beni kırmışsınızdır,
I have a picture of that, bununla ilgili bir resmim vardır,
   
54:27 I have been hurt by you. ben de sizi kırmışımdır.
   
54:31 You have hurt my image about myself. Kendimle ilgili imgemi kırdınız. Değil mi?
Right?  
   
54:38 And that picture I hold. Ve o resme tutunurum.
   
54:42 So, through images we are related. Yani imgeler yoluyla ilişki içindeyiz.
How terrible all this is! Tüm bunlar ne kadar da korkunç!
   
54:52 Now, we’re asking, Şimdi, soruyoruz, bütün
how do you observe all this? bunları nasıl gözlemliyorsunuz? Bunu
   
54:58 Do you observe it as something kendiniz dışında bir şey olarak mı yoksa
outside of you, or part of you? bir parçanız olarak mı gözlemliyorsunuz?
   
55:06 You understand the difference? Farkı anlıyor musunuz?
   
55:10 If it is outside of you then you have Eğer sizin dışınızda bir şeyse hakkında
to do something about it. Right? bir şey yapmanız gerekir. Değil mi?
   
55:16 Conquer it, suppress it, Onu fethetmek, bastırmak, ondan
run away from it, explain it, kaçmak, onu açıklamak,
   
55:21 analyse it and so on, analiz etmek vesaire, ki bunların hepsi
which is all conflict, isn’t it? çatışmadır, değil mi?
   
55:26 But if there is no division, Fakat eğer bölünme yoksa, siz osunuz
you are that, aren’t you? değil mi?
   
55:35 That’s a fact, isn’t it? Bu bir olgu, değil mi?
   
55:39 You don’t do it, Bunu yapmıyorsunuz işte bu yüzden de...
that’s why you just...  
   
55:45 Q: You feel the pain inside you but S: Acıyı içinizde hissedersiniz ama
you look outside you for the cause. sebebini dışarıda ararsınız.
   
55:49 K: Somewhere else. That’s right, sir. K: Başka bir yerde. Aynen öyle beyefendi.
   
55:51 I’m asking you, Size soruyorum, kendinize nasıl
how do you look at yourself? bakarsınız?
   
55:55 We have described what you are Ne olduğunuzun tasvirini verdik
– anger, hate, - öfke, nefret,
   
56:00 jealousy, neuroticism, kıskançlık, nevrotisizm, garip
peculiar habits, idiosyncrasies, alışkanlıklar, ayrıksılıklar,
   
56:06 vanity, arrogance, gösteriş, kibir, bir yığın
a bundle of God knows what. Tanrı bilir neler.
   
56:11 And you say, ‘Well, Ve 'Peki, o yığına nasıl bakarsınız?'
how do you look at this bundle?’ diyorsunuz.
   
56:23 Q: You feel it, sir. S: Onu hissedersiniz efendim.
K: You feel it. K: Onu hissedersiniz.
   
56:26 Now, you are that bundle, aren’t you? Şimdi, siz o yığınsınız, değil mi?
   
56:31 You’re not different O yığından ayrı değilsiniz, değil mi?
from that bundle, are you?  
   
56:36 This is our conditioning, this is Bu bizim 'Ben o yığından farklıyım' diyen
our training, this is our education, koşullanmamız,
   
56:41 which says, yetiştirilişimiz, eğitimimiz
‘I am different from that,’  
   
56:46 and that’s one of our ve bu bizim en büyük zorluklarımızdan
greatest difficulties. biridir.
   
56:50 We don’t see that is ‘me,’ O yığının 'ben' olduğunu,
anger is ‘me,’ isn’t it, sir? 'ben'in öfke olduğunu görmüyoruz değil mi?
   
56:59 Arrogance is ‘me,’ vanity is ‘me,’ Kibir 'ben'imdir, gösteriş 'ben'imdir
   
57:06 but I like to think it is fakat onun benim dışımda bir şey olduğunu
something outside of me. düşünmek hoşuma gider.
   
57:10 Now, the question was, Şimdi, beyefendinin dile getirdiği soru,
which that gentleman raised,  
   
57:15 when you see that all that bundle fiilen bütün o yığının siz olduğunu
is you, actually, gördüğünüzde,
   
57:25 not as an idea, reality, bir düşünce olarak değil, gerçeklik olarak
that you are that. o yığınsınızdır.
   
57:30 That is, the observer is the observed, Yani, gözlemleyen gözlemlenendir,
   
57:35 the thinker is the thought, düşünen düşüncedir,
what we have analysed is the analyser. analiz ettiğimiz analiz edendir.
   
57:42 Right? Doğru mu?
   
57:44 So, the question was, what happens O halde, soru, bu gerçeklik ortaya
when this actuality takes place? çıktığında ne olduğuydu.
   
57:52 You understand, sir? Anlıyor musunuz beyefendi?
   
57:55 Q: You have a good laugh. S: İyi güldünüz.
K: Have a good laugh? K: İyi güldüm?
   
57:59 Well, you have laughed, right, Doğru güldünüz ve sonra ne oldu?
and then what?  
   
58:03 Oh, sir, do let’s be serious, Ah, beyefendi, haydi ciddi olalım, bu bir
this is not a joke. şaka değil.
   
58:07 Q: I don’t feel any more tension. S: Artık gerilim hissetmiyorum.
K: No. K: Hayır.
   
58:12 Is this a fact to you, Bu sizin için bir olgu mu,
   
58:16 that there is no division between kendinizle çeşitli nitelikler arasında
yourself and the various qualities bir bölünme olmadığı
   
58:22 or things that you have accumulated, veya biriktirdiğiniz şeylerle,
   
58:25 you are all that siz bütün bu biriktirdiklerinizsiniz
– is that a fact? - bu bir olgu mu?
   
58:33 Then the questioner says, Sonra soruyu soran bunun bir olgu olduğunu
assume it is a fact, varsayalım diyor,
   
58:39 then what is the state, right? o hâl nedir, değil mi?
What happens? O hâlde ne olur?
   
58:45 Look at his question. Sorusuna bakınız.
   
58:47 Suppose this is so, then what happens? Böyle olduğunu varsayın, sonra ne olur?
   
58:53 You want a description Ne olduğunun bir tasvirini istiyorsunuz
of what happens,  
   
58:58 so you’re caught, again, yani yine bir tasvire taklıdınız.
in a description.  
   
59:03 You don’t say, 'Şimdi keşfedeceğim,
‘Now I’m going to find out,  
   
59:06 I’II put my teeth into it, dişlerimi geçireceğim, bulacağım'
I’m going to find out demiyorsunuz,
   
59:10 why this division exists in me, 'içimde neden bu bölünme var olmaktadır,
this self-contradiction, bu kendimle çelişme,
   
59:15 why I cannot see neden öfkenin 'ben' olduğunu gördüğüm gibi
that as I see anger is ‘me,’ göremiyorum,
   
59:19 why cannot I see neden bütün karakter özelliklerin,
that the whole characteristics, kendine has özelliklerin
   
59:24 the idiosyncrasies, the vanities, gösterişlerin, çekilen acının
the hurt, is part of ‘me,’ is ‘me’? 'ben'in bir parçası olduğunu göremiyorum?'
   
59:30 Why don’t you see that? Neden bunu görmüyorsunuz?
   
59:33 If you see that, Eğer bunu görürseniz, o zaman yapılan
then what is the action? nedir?
   
59:41 There is no action, there’s no action. Yapılan bir şey yoktur, eylem yoktur.
   
59:46 You understand? We are used to action, Anlıyor musunuz? Eyleme, kendimiz hakkında
to do something about ourselves, bir şeyler yapmaya alışmış durumdayız,
   
59:54 therefore, we say, dolayısıyla da diyoruz ki gözlemlediğimiz
the thing we observe, şey,
   
1:00:02 we separate ourselves kendimizi o gözlemlenenden ayırıyoruz
from that observed zira hakkında bir şey yapmamız
   
1:00:05 because we think we can do gerektiğini düşünüyoruz - değil mi? -
something about it – right? – gözlemlenenin bastırmayı, fethetmeyi,
   
1:00:09 suppress it, conquer it, analyse it, analiz etmeyi, parçalarına ayırmayı ve
dissect it, a dozen things. bir düzine şey yapmayı düşünüyoruz.
   
1:00:17 That’s part of our education, part Bu bizim eğitimimizin,
of our tradition, part of our culture, geleneğimizin, kültürümüzün bir parçası,
   
1:00:23 but the reality is, that which you ama gerçeklik şudur, gözlemlediğiniz şey
observe in yourself is you. Right? kendinizsiniz. Değil mi? Bu farkındalık
   
1:00:31 When that really takes place all ortaya çıktığında bütün eylem,
action stops, with regard to yourself, kendinize yönelik bütün hareket durur
   
1:00:39 which we can’t accept because it’s ki bunu kabul edemeyiz çünkü bu
quite contrary to our conditioning. koşullanmamıza oldukça aykırıdır.
   
1:00:49 So, what happens when you don’t Öyleyse, enerjinizi fethetmek için,
waste your energy in conquering, disipline etmek için,
   
1:01:00 in disciplining, in suppressing, bastırmak için harcamadığınızda ne olur,
   
1:01:04 what happens, with all that energy? tüm o enerjiyle ne meydana gelir?
   
1:01:07 It’s all there, now, isn’t it? Şimdi enerji tamamen oradadır, değil mi?
Instead of wasting it, you’ve got it. Harcamak yerine ona sahipsiniz.
   
1:01:17 Q: Please, may I suggest S: Lütfen, etkinlik ve eylem tanımınıza
that we come back  
   
1:01:19 to your definition geri dönmeyi önerebilir miyim?
of activity and action?  
   
1:01:22 K: Yes, sir, wait. K: Evet beyefendi, bekleyin. Benim
Don’t go into my definition. tanımıma girmeyin.
   
1:01:28 Just look at what is taking place. Sadece ne olduğuna bakınız. İçsel
I started out by realising çatışmanın kendisini
   
1:01:35 that the inward conflict dışsal olarak ifade ettiğini
expresses itself, outwardly. fark ederek başladım.
   
1:01:40 That’s a fact. Bu bir olgudur.
I started out with that. Bununla başladım.
   
1:01:44 I realised that. Bunu fark ettim. Bir fikir
It’s not an idea, it’s an actuality, olarak değil, bir gerçeklik olarak
   
1:01:47 it’s a burning reality to me, bu benim için yakıcı bir gerçeklik,
   
1:01:50 that this fact that as long yani bu çatışma içimde olduğu sürece
as there’s conflict in me,  
   
1:01:54 I’II have conflict with my wife, eşimle, arkadaşlarımla,
with my friends, yaşamdaki her şeyle çatışma
   
1:01:57 with everything in life. içinde olacağım olgusu.
   
1:02:02 I realise it, it is a fact. Bunun bir olgu olduğunu fark ediyorum.
You can’t take it away from me. Bunu benden alamazsınız.
   
1:02:06 Then I say, Sonra diyorum ki bu çatışma neden var
why does this conflict exist? olur?
   
1:02:11 Because there is contradiction, Çünkü karşıtlık vardır,
   
1:02:15 the contradiction is wanting security karşıtlık güvenlik istemek ve
and finding no security. güvenliği bulmamaktadır.
   
1:02:20 That’s one factor. Bu etmenlerden biridir.
   
1:02:21 And another factor is Bir diğer etmense tek başına olmaktan
that I am frightened to be alone, korkmamdır,
   
1:02:28 frightened to be lonely, yalnız olmaktan korkmam,
   
1:02:31 therefore, I escape through you, dolayısıyla, sizi kullanarak yalnızlıktan
  kaçarım,
   
1:02:34 through words, through pictures, kelimeleri, resimleri, ibadeti kullanarak,
through worship,  
   
1:02:38 through every form of entertainment, dinsel veya başka türden,
whether religious or otherwise. her çeşit eğlenceyi kullanarak.
   
1:02:42 I escape. So, I don’t escape, Kaçarım. Öyleyse kaçmam.
   
1:02:46 I want to find this out, Bunu keşfetmek isterim, kaçmayacağımdır,
I will not escape, so I look. dolayısıyla bakarım.
   
1:02:51 So, I see Buna göre, neden bu bölünmenin var
why this division exists – fear. olduğunu görürüm - korku.
   
1:02:58 Fear of being completely alone. Tamamen yalnız olma korkusu.
   
1:03:05 What is fear? Korku nedir?
And how do I observe that fear? Ve korkuyu nasıl gözlemlerim?
   
1:03:10 Is that fear out there O korku dışarıdadır ve ben ona mı
and I am looking at it, bakıyorumdur,
   
1:03:14 or the fear is ‘me’? yoksa o korku 'ben' miyim?
   
1:03:19 If it is out there, I can cut it Eğer korku dışarıdaysa onu bir ağaç
like a tree, I can operate on it. gibi kesebilirim, onu ameliyat edebilirim.
   
1:03:28 But if it’s here, if it’s part of me, Ama korku buradaysa, benim bir parçamsa,
part of my thinking, düşüncemin bir parçasıysa
   
1:03:33 what can I do? ne yapabilirim?
   
1:03:37 You understand my question? Sorumu anlıyor musunuz?
   
1:03:39 So, our conditioning is to act Demek ki koşullanmamız, dışarıda
on something which we see gördüğümüz bir şey üzerine
   
1:03:46 outwardly, which is fear. ki bu korkudur, eylemde bulunmaktır.
   
1:03:49 When that activity ceases, I’m lost. Bu etkinlik durduğunda, kalakalıyorum.
   
1:03:55 So, I’m frightened. So, I say, Yani korkmuşumdur. Ve derim ki
‘Now, I’II look at that fear.’ 'Şimdi o korkuya bakacağım.'
   
1:03:59 How do I look at it? Korkuya nasıl bakarım?
   
1:04:02 I look at it as part of me, Ona bir parçam olarak bakarım,
it is me that’s afraid korkan benimdir,
   
1:04:06 – ‘me,’ the psyche, inwardly. - 'ben', psişe, içsel olarak.
   
1:04:12 Can I look at it? Can I observe it? Ona bakabilir miyim?
  Onu gözlemleyebilir miyim?
   
1:04:21 I can only observe it Ancak bir aynam varsa onu
if I have a mirror. gözlemleyebilirim.
   
1:04:25 You understand? As I can observe Anlıyor musunuz? Kendimi aynada
my face in the mirror, gözlemleyebildiğim gibi,
   
1:04:31 so I can observe myself kendimi ilişkim içinde gözlemleyebilirim.
in my relationship – you understand? - anlıyor musunuz? -
   
1:04:38 The relationship with another Başkasıyla kurduğum ilişki korkumu
is the mirror in which I see my fear. gördüğüm aynadır.
   
1:04:43 You understand this? Bunu anlıyor musunuz?
   
1:04:47 So, in that relationship, Yani, o ilişkide korkumu görürüm.
I see my fear.  
   
1:04:53 Then, I say to myself, Sonra kendime 'Ben o korkunun bir
‘I am part of that fear parçasıyım
   
1:04:58 therefore, I’m going to just dolayısıyla korkuyu sadece gözlemleyeceğim
observe it, not act upon it.’ onun hakkında bir şey yapmayacağım' derim.
   
1:05:04 You understand? Observe it. Anlıyor musunuz? Gözlemleyiniz.
   
1:05:10 Therefore, there is only one factor Bunun için gerçekten önemli olan tek bir
which is really important, etmen vardır
   
1:05:15 which is the clarity of observation. ki bu da gözlemin berraklığıdır.
   
1:05:22 That clarity is prevented Yani, 'ben' olan geçmişim,bilgim,
when the past, which is ‘me,’ tüm geçmiş,
   
1:05:28 my knowledge, all the past, berraklığı, görmeyi engeller.
prevents me from looking.  
   
1:05:35 You understand? Anlıyor musunuz?
   
1:05:36 The observer is the past Gözlemleyen geçmiştir - anıları,
– his memories, his hopes, his fears. umutları, korkuları.
   
1:05:43 So, as long as the observer Yani, gözlemleyen korkuyu gözlemledikçe
is observing fear  
   
1:05:50 he will not go beyond fear, korkunun ötesine gidemeyecektir,
   
1:05:55 but when the observer is the observed ama gözlemleyen gözlemlenen olduğunda
   
1:06:00 then you have collected all that o zaman mücadelede, bastırmada,
energy which you have wasted endişe ve bütün o şeylerde
   
1:06:05 in struggle, in suppression, israf ettiğiniz bütün enerjiyi
in anxiety and all that, toplarsınız,
   
1:06:09 you have got now tremendous energy artık israf edilmeyen muazzam bir
which has not been wasted. enerjiye sahipsinizdir.
   
1:06:14 When there is that tremendous energy, Bu muazzam enerji varlığa geldiğinde
is there fear? korku var mıdır?
   
1:06:23 It’s only when there is the Sadece enerjinin israfı olduğunda,
dissipation of energy, there is fear. korku vardır.
   
1:06:29 Then out of that, what comes next? Peki bundan ne çıkar, sonrasında ne olur?
   
1:06:34 You’re eager to find out Sonrasında ne geldiğini bulmaya
what comes next heveslisiniz
   
1:06:36 because you don’t do it, first. çünkü öncesini, ilk elden, kendiniz için
  yapmıyorsunuz.
   
1:06:45 There’s lots more Sonrasında çok daha fazlası vardır
   
1:06:50 because then there is zira o zaman tamamen gözlemleme özgürlüğü
the total freedom to observe,  
   
1:06:57 and silence. ve sessizlik vardır.
   
1:06:59 Observation means silence, doesn’t it? Gözlem sessizlik demektir, değil mi?
   
1:07:03 If my mind is chattering, Eğer zihnim çene çalıyorsa sizi
I can’t observe you. gözlemleyemem.
   
1:07:09 Right? Değil mi?
   
1:07:12 If my mind says, ‘I don’t like Eğer zihin 'Bu rengi sevmem, bu yüzü
that colour, I don’t like that face, sevmedim, ben siyahı veya
   
1:07:17 I prefer black or brown, or purple,’ esmeri veya pembeyi veya pembeyi
I can’t observe you. tercih ederim' diyorsa sizi gözlemleyemem.
   
1:07:23 So, I must first be aware O halde, önce önyargılarımın farkında
of my prejudices, olmalı,
   
1:07:27 put them away onları bir kenara atmalıyım ki onlardan
and then be free of them and look. özgür olayım ve bakabileyim.
   
1:07:32 But you don’t want to do all that, Fakat bütün bunları yapmak istemezsiniz,
you want to reach instant heaven! siz anında cennete ulaşmak istersiniz!
   
1:07:44 Which is transcendental meditation. Ki bu aşkın meditasyondur.
   
1:07:54 Q: I find a problem that when I try S: Öfke gibi bir duyguya baktığımda
and look at an emotion like anger bir sorun buluyorum
   
1:08:01 I can’t see the thought of it, öfke düşüncesini göremiyorum,
I can’t see the anger. öfkeyi göremiyorum.
   
1:08:05 K: No, wait, sir. Wait, look. K: Hayır, bekleyin, beyefendi.
  Bekleyin, bakınız.
   
1:08:07 When you feel angry, at the moment Öfkeyi hissetiğinizde, tam o anda, öfkeli
you’re not aware that you’re angry. olduğunuzun farkında değilsinizdir.
   
1:08:15 Just watch it, sir. Sadece gözlemleyin beyefendi.
At the moment of anger Öfke anında
   
1:08:20 your whole adrenaline, everything tüm adrenaliniz ve her şey faaldir ve
is in operation, and you’re angry, öfkelisinizdir,
   
1:08:26 at that moment you’re not aware o anda öfkeli olduğunuzun farkında
that you’re angry. değilsinizdir.
   
1:08:30 Then later on comes the thought, Ve sonrasında düşünce gelir
‘I have been angry.’ 'Öfkeliydim'
   
1:08:37 Right? Değil mi?
   
1:08:38 Q: You were still angry S: O duyumdan önce hâlâ çok öfkeliydiniz.
before that sensation.  
   
1:08:43 K: Wait, give me two minutes. K: Bekleyin, bana iki dakika verin.
I’m going to go into it. Buna gireceğim.
   
1:08:52 I will show you, sir, please. Size göstereceğim, lütfen, beyefendi.
   
1:08:57 You know anger, don’t you? Öfkeyi bilirsiniz, değil mi?
Or most of you, unfortunately. En azından pek çoğunuz, maalesef.
   
1:09:03 So, at the moment of that feeling, Peki o duygunun hissedildiği anda,
that sensation, o duyumsama
   
1:09:11 there is no recognition of it öfkenin tanımlanması yoktur. Değil mi?
as anger. Right?  
   
1:09:19 Then comes the recognition Sonra öfkeli olduğumun tanınması gelir,
that I am angry, I have been angry. öfkeliydim.
   
1:09:25 Now, how does that recognition Peki, o tanımlama nasıl meydana gelir?
take place?  
   
1:09:33 Because you have been angry before. Çünkü daha önce de öfkeli olmuşsunuzdur.
   
1:09:36 So, when you say, ‘I have been angry,’ Yani, 'Öfkeliydim,' dediğinizde, öfkeyi
  tanımışsınızdır çünkü
   
1:09:42 you have recognised it daha önce de öfkelendiğiniz olmuştur.
because you have been angry before.  
   
1:09:47 So, the past is dictating Demek ki geçmiş size ne yapmanız
what you should do. gerektiğini dikte eder.
   
1:09:54 Right? Careful. Listen. Değil mi? Dinleyiniz.
Watch it in yourself. Bunu kendinizde gözlemleyiniz.
   
1:09:58 When you’re angry, at the actual Öfkeli olduğunuzda, tam o anda, öfke
moment, there is no feeling of anger, duygusu yoktur,
   
1:10:05 then thought comes along sonrasında düşünce devreye girer ve
and says, ‘I have been angry.’ 'Öfkeliydim' der.
   
1:10:09 Thought is essentially Düşünce özünde geçmişin hareketidir.
the movement of the past. Right? Değil mi?
   
1:10:18 Now, can you stop Şimdi, geçmişin hareketini durdurup
that movement of that past  
   
1:10:30 and not name it? onu isimlendirmeyebilir misiniz?
   
1:10:39 You know what jealousy is, Kıskançlğın ne olduğunu bilirsiniz
   
1:10:42 and when you have been jealous, ve kıskanç olduğunuzda, o anda bu
at the moment there is this feeling. duygu vardır.
   
1:10:52 Why does thought take it over? Neden düşünce devreye girer?
You understand my question? Sorumu anlıyor musunuz?
   
1:10:56 Why does thought come in and say, Düşünce neden gelir ve 'Pekala,
  kıskançtım
   
1:10:58 ‘Well, I’ve been jealous,’ veya kıskancım' der,
or, ‘I am jealous,’  
   
1:11:02 why? neden?
   
1:11:09 Q: You’re not there S: Kıskanç olduğunuzda siz orada
when you’re jealous. değilsinizdir.
   
1:11:14 When you say, ‘I am jealous,’ 'Kıskancım' dediğinizde siz varlığa
then you come into being. gelirsiniz.
   
1:11:17 K: Yes, why does it happen? K: Evet, bu neden olur?
   
1:11:22 Why don’t you say, ‘Yes, there is Neden 'Evet, burada böyle bir duygu
that feeling,’ and leave it alone? var,' deyip onu rahat bırakmazsınız?
   
1:11:26 Why do you say, ‘I’ve been jealous’? Neden 'Kıskançtım' dersiniz?
   
1:11:29 And act from that jealousy, hate Ve o kıskançlık, nefret, öfke ve tüm geri
and all the rest of it, anger. kalanlar üzerinden hareket edersiniz.
   
1:11:34 Q: Because you need S: Çünkü kendiniz onunla
to identify with it. özdeşleştirmeniz gerekir.
   
1:11:40 K: Why do you identify? K: Neden kendinizi özdeşleştirirsiniz?
Q: You have the feeling. S: O duyguya sahipsinizdir.
   
1:11:48 K: Why does this identification K: Neden bu duygula beraber bu
with a feeling take place? özdeşleştirme meydana gelmektedir?
   
1:11:53 Q: Because you want to do something S: Çünkü onun hakkında bir şeyler yapmak
about it. It makes you feel insecure. istersiniz. Sizi güvensiz hissettirir.
   
1:11:56 K: Yes. And also it’s my house, K: Evet. Ve ayrıca da benim evim,
my wife, my name, my form, benim eşim, benim vücudum, benim ülkem,
   
1:12:02 my country, my God, my faith benim Tanrım, benim inancımdır
– you follow? – - takip ediyor musunuz? -
   
1:12:07 it’s part of your tradition, culture, 'ben', benim diyen geleneğimizin,
which says, ‘me,’ mine. kültürümüzün bir parçasıdır.
   
1:12:16 So, all the past comes over Dolayısıyla, tüm o geçmiş geri gelir
and takes charge. ve hükmetmeye başlar.
   
1:12:22 Now, we’re asking, are you aware Şimdi, soruyoruz, geçmişin bu hareketinin,
of this movement of the past  
   
1:12:26 taking charge of things? şeylere hükmedişinin farkında mısınız?
   
1:12:30 Are you aware of it, actually, Fiilen bunun farkında mısınız, bir teori
not as a theory, as an actuality? olarak değil, bir gerçeklik olarak?
   
1:12:39 Which means that you live in the past. Ki bu geçmişte yaşadığınız anlamına gelir.
   
1:12:45 Therefore, you are dead. O halde ölüsünüzdür.
   
1:12:47 Q: One can’t be aware until... S: Kişi farkında olamaz şey olana kadar..
because that wouldn’t happen. çünkü bu gerçekleşmezdi.
   
1:12:51 It wouldn’t arise in the first place. Zaten en başta meydana gelmezdi.
   
1:12:52 K: That’s just it, sir. K: Evet beyefendi, işte bu.
That’s just what I’m saying. Benim söylediğim de tam olarak bu.
   
1:12:55 Q: But then, S: Ama yine de, duyumsadığınızda
when you’ve had the sensation  
   
1:13:00 and you’ve realised then ve sonra da öfkeli olduğunuzu
that you’re angry, fark ettiğinizde
   
1:13:03 and then you try and observe ve sonra da öfkenin yapısını
the structure of that anger, denediğinizde ve gözlemlediğinizde,
   
1:13:09 there seems to be nothing to observe. gözlemlenecek hiçbir şey
  ortada yok gibi gözüküyor.
   
1:13:11 K: That’s all. It’s gone. K: Hepsi bu. Gitmiştir.
   
1:13:16 Don’t be anxious about it, it’s gone! Bunun için endişelenmeyin, gitti!
   
1:13:21 Q: But you say S: Ama siz kişinin bütünü görmesi
one should see the totality. gerektiğini söylemiştiniz.
   
1:13:27 K: That’s what I said. The totality – K: Söylediğim buydu. Bütünlük -
   
1:13:31 say for instance, sir, diyelim ki, beyefendi, kırgınlığın bütünü.
the totality of hurt. You understand? Anlıyor musunuz?
   
1:13:36 Human beings are hurt İnsanlar çocukluktan, okuldan,
from childhood, school, college, üniversiteden başlayarak kırılırlar,
   
1:13:41 you know, bilirsiniz, bütün varoluş meselesi.
the whole business of existence.  
   
1:13:45 You’re hurt, which is, you have Kırıldınız, yani, kendinize dair
an image about yourself which is hurt. kırıldığınıza yönelik bir imgeniz var.
   
1:13:52 Do you see that as an actuality? Bunun gerçekliğini görüyor musunuz?
   
1:13:55 If you see that as an actuality, Bunu bir gerçeklik olarak görüyorsanız,
that the very essence of you is hurt, tam da özünüzün kırgın olduğunu,
   
1:14:03 then what will you do about it? o halde bunun hakkında ne yaparsınız?
   
1:14:13 There are the past hurts, Geçmiş kırgınlıklar vardır ve siz gelecek
and you want to prevent future hurts. kırgınlıkları engellemek istersiniz.
   
1:14:21 Can the past hurts be wiped away Geçmiş kırgınlıklar bir daha asla
so that you can never be hurt, kırılmamanız için yok edilebilir mi
   
1:14:29 which doesn’t mean ki bu bir taş gibi olacağınız
that you become like a stone. anlamına gelmez.
   
1:14:34 Never to be hurt. Bir daha asla kırılmamak.
   
1:14:42 You see, you never ask Görüyorsunuz ya, bu soruları hiç
these questions. Ask them! sormuyorsunuz. Sorunuz!
   
1:14:58 Q: If you lose security, S: Eğer güvenliğini kaybedersen,
then you are hurt. o zaman kırılırsın.
   
1:15:02 K: Sir, why are you hurt? K: Beyefendi neden kırılmışsınızdır?
   
1:15:06 You, who are hurt, what is the ‘you’? Siz, kırılmış olan, o 'siz' nedir?
   
1:15:11 The image you have about yourself, no? Kendinizle ilgili imgeniz, öyle değil mi?
   
1:15:15 I’m a Christian, Bir Hristiyanım, bir Budistim,
I’m a Buddhist, I’m a Hindu, bir Hinduyum,
   
1:15:17 I am proud, I am vain – you follow? gururluyum, gösterişçiyim - takip
– all that is ‘you.’ ediyor musunuz? Tüm bunlar 'siz'sinizdir.
   
1:15:21 Or, you think you are God, Veya Tanrı olduğunuzu düşünürsünüz,
   
1:15:24 or a superior spiritual something veya tüm bunların ötesinde olan
inside you, which is above all this, üstün ruhsal bir şey içinizdedir
   
1:15:30 which is, again, a process of thought. ki bu da tekrar, düşüncenin seyridir.
Right? Değil mi?
   
1:15:36 So, the process of thought is hurt. Öyleyse, düşüncenin seyri kırgınlıktır.
   
1:15:44 And how do you prevent future hurts? Ve bu gelecek kırgınlıkları nasıl
  önlersiniz?
   
1:15:48 Not by resistance, not by withdrawal, Dirençle değil, içine kapanarak değil,
   
1:15:52 not by becoming more and more hard. daha ve daha şefkatsizleşerek değil.
   
1:16:02 Do you want to wipe out your hurts, Kırgınlıklarınızı yok etmek mi,
or do you love your hurts? yoksa onları sevmek mi istiyorsunuz?
   
1:16:10 No, do please. Hayır, lütfen buyrun.
   
1:16:17 Do you want to keep your hurts? Kırgınlıklarınızı tutmak mı istiyorsunuz?
   
1:16:21 There is great pleasure Kırgınlıkları tutmada büyük bir haz vardır
in keeping them  
   
1:16:27 because that gives you vitality, çünkü bu size canlılık, başka
energy to hurt somebody else. birini kırmak için enerji verir.
   
1:16:38 If you want to be free of all hurts, Eğer bütün kırgınlıklardan özgür olmak
what will you do? istiyorsanız ne yapacaksınız?
   
1:16:43 So that you are never, Ki hiçbir koşul altında,
under any circumstances,  
   
1:16:47 in your relationship with the world, dünyayla ilişkinizde, veya
or with your friends, arkadaşlarınızla ilişkinizde
   
1:16:51 never to be hurt. kırılmayasınız.
Do you know what it means? Bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz?
   
1:16:56 To have a mind Kırılma yeteneği olmayan bir zihne sahip
that is incapable of being hurt. olmak.
   
1:17:04 Hurt – also, Kırgınlık - ayrıca da diğer yüzü
the other side is flattery. yağcılıktır.
   
1:17:09 Both are the same. İkisi de aynıdır.
   
1:17:11 So, is it possible O halde, kırgın olmayı sona erdirmek
to end this being hurt? mümkün müdür?
   
1:17:29 Do you want to find out? Bunu keşfetmek istiyor musunuz?
   
1:17:40 I’d better stop. Dursam daha iyi.
Q: Please, go on. S: Lütfen devam edin.
   
1:17:44 K: All right, all right. K: Peki, peki.
   
1:17:46 Do you really want to go into this? Buna gerçekten girmek istiyor musunuz?
Q: Yes. S: Evet
   
1:17:49 K: All right, sir, I’II do it for you. K: Peki, beyefendi, sizin için yapacağım.
But, do it. You understand? Ama, yapınız. Anlıyor musunuz?
   
1:17:54 Not just live with words and ideas, Sadece kelimeler ve fikirlerle yaşamayın,
but do it, ama yapınız,
   
1:17:57 because then you are free. çünkü o zaman özgür olursunuz.
   
1:18:01 Then you blossom in goodness, o zaman iyilikte serpilir, iyilikte çiçek
you flower in goodness, then. açarsınız.
   
1:18:11 What is hurt? I’m going to go into it. Kırgınlık nedir? Buna gireceğim.
  Sözel olarak değil,
   
1:18:14 Don’t go verbally but, actually, fiilen girin, kendinize
look at yourself and go into yourself. bakın ve kendi benliğinize girin.
   
1:18:19 You are hurt. Kırıldınız.
   
1:18:21 Your parents hurt you Çocukken sizi ebeveynleriniz kırar,
when you’re a child,  
   
1:18:25 your friends, when you’re a child arkadaşlarınız, çocukken veya bir oğlanken
or a boy, hurt you, psychologically, sizi incitirler, psikolojik olarak,
   
1:18:30 then in the school, they hurt you, sonra da okulda kardeşiniz
  kadar akıllı olmanız gerektiğini
   
1:18:32 by saying you must be söyleyerek sizi kırarlar veya amcanız
as clever as your brother,  
   
1:18:35 or your uncle, or your headmaster, veya okul müdürünüz veya her kimse ve
or whatever it is,  
   
1:18:39 and then college, you pass exams sonra üniversitede sınavları geçersiniz
and if you fail, you’re hurt. ve eğer kalırsanız kırılırsınız.
   
1:18:44 And if you don’t get a job, Ve eğer meslek sahibi olmazsanız
you’re hurt. kırılırsınız.
   
1:18:46 Everything in the world Dünyadaki her şey siz kırılasınız diye
is put together so that it hurts you. düzenlenmiştir.
   
1:18:55 Our education which is so rotten, Çürümüş eğitimimiz sizi kırar.
hurts you.  
   
1:19:01 So, you are hurt. Yani, kırımışsınızdır.
   
1:19:07 Do you actually realise Fiilen kırıldığınızı fark ediyor musunuz?
that you’re hurt?  
   
1:19:13 And see the results of being hurt Ve kırgınlığın sonuçlarını görünüz
– you want to hurt others. - başkalarını kırmak istersiniz.
   
1:19:21 From that, arises anger, Bu istekten öfke, direnç doğar
resistance, you withdraw, içinize çekilirsiniz,
   
1:19:28 become more and more içsel olarak git gide daha çok
inwardly separate. bölünürsünüz.
   
1:19:36 And the more you are Ve içsel olarak ne kadar bölünürseniz,
inwardly separate, withdrawing, içinize kapanırsanız
   
1:19:39 the more you’re hurt. o kadar kırılır,acı çekersiniz.
   
1:19:42 So, you build a wall around yourself Bu sebeple de çevrenizde bir duvar örer ve
and pretend that you’re very... çok güvendeymiş gibi davranırsınız...
   
1:19:47 you know, but always within the wall. bilirsiniz, ama hep duvarın
  içindesinizdir.
   
1:19:50 These are all the symptoms. Tüm bunlar belirtilerdir.
   
1:19:53 So, you’re hurt. Demek ki kırılmışsınızdır.
   
1:19:56 And if you really, deeply Ve eğer gerçekten, derinlemesine,
realise that you’re hurt, kırıldğınızı fark ederseniz,
   
1:20:01 not only at the conscious level sadece bilinç düzeyinde değil ama
but deep down, derinlerde de,
   
1:20:06 then, what will you do? o zaman ne yapacaksınızdır?
   
1:20:15 Now, how does this hurt take place? Şimdi, o kırgınlık, nasıl meydana
  gelir?
   
1:20:20 Because you have Çünkü kendinizle ilgili bir imgeniz
an image about yourself. vardır.
   
1:20:23 Suppose if I have Diyelim ki kendimle ilgili, her zaman bir
an image about myself  
   
1:20:27 that I’m always sitting on a platform paltformda oturup bir topluluğa karşı
talking to an audience konuştuğumla ilgili bir imgem var
   
1:20:30 – thank God, I don’t – - Tanrıya şükür ki yok -
   
1:20:33 and if the audience disapproves ve bu topluluk beni onaylamazsa veya
or doesn’t come, I’m hurt dinlemeye gelmezse, kırılırım
   
1:20:39 because I have an image about myself. çünkü kendimle ilgili bir imgem vardır.
   
1:20:43 So, the fact is, as long as I have Yani, kendimle ilgili bir imgem olduğu
an image about myself müddetçe
   
1:20:48 that image is going to be hurt. o imgenin beni kıracağı bir olgudur.
   
1:20:53 Right? That’s clear, isn’t it? Değil mi? Bu aşikar, değil mi?
   
1:20:58 Now, is it possible to live Peki, bir tane bile imge olmadan
without a single image? yaşamak mümkün müdür? Bu yargıların,
   
1:21:05 Which means no conclusions, which yargılar da imge türleridir,
is a form of image, no prejudice. önyargıların olmaması anlamına gelir.
   
1:21:12 You follow? All these are images. Takip ediyor musunuz? Tüm bunlar
  imgelerdir.
   
1:21:19 And at the moment when you insult me, Ve bana hakaret ettiğiniz anda,
   
1:21:26 which is, at the moment you say ki bu kendime ait imgeye karşı
something contrary to the image olan bir şey
   
1:21:31 which I have about myself, söylediğiniz anlamında gelir,
   
1:21:33 then you hurt me. o zaman beni kırarsınız.
   
1:21:36 Now, at that moment, Şimdi, o anda
when you are saying  
   
1:21:39 something that is harmful, hurtful, siz fena, kırıcı bir şey söylerken
   
1:21:42 if I am aware of what you’re saying, eğer ben söylediğiniz şeyin farkındaysam,
   
1:21:45 give my total attention söylediğinize bütün dikkatimi veriyorsam.
to what you’re saying.  
   
1:21:49 You understand? Anlıyor musunuz?
   
1:21:52 At the second when you want Sizin bir şey söyleyerek beni
to hurt me by saying something kırmayı istediğiniz anda
   
1:21:56 I give my attention to it, then tüm dikkatimi söylediğinize veririm, o
there is no registration taking place. zaman kayıt oluşmaz.
   
1:22:01 You understand this? Bunu anlıyor musunuz?
   
1:22:03 It is only when there is inattention Ancak dikkatsizlik olduğunda
   
1:22:07 the registration of hurt takes place, kırgınlığın kaydı meydana gelir, veya
or flattery. yağ çekmenin.
   
1:22:13 Now, can you give, Şimdi, birisi size bir aptal olduğunuzu
when somebody says you’re a fool, söylediğinde
   
1:22:19 can you, at that moment, tam o anda bütün dikkatinizi
give your total attention? verebilir misiniz?
   
1:22:29 If you do, then there is no hurt. Eğer verebilirseniz, o halde kırgınlık
  yoktur.
   
1:22:34 The past hurts have gone O dikkatte geçmiş kırgınlıklar gitmiştir.
in that attention.  
   
1:22:38 Attention is like a flame that burns Dikkat geçmiş ve şimdideki kırgınlığı
out the past and the present hurt. yakan bir alev gibidir.
   
1:22:47 Have you got this? Bunu anladınız mı?
   
1:22:52 That’s enough for today. Bugünlük bu kadar yeterli.