Krishnamurti Subtitles

Düşünce bütünü algılayabilir mi?

Brockwood Park - 2 September 1976

Public Discussion 2



0:22 What shall we talk over, Bu sabah ne hakkında konuşsak?
this morning?  
   
0:28 Questioner: Sir, a written question Soru: Efendim size yazılı olarak bir soru
was handed in to you, sordum,
   
0:31 which briefly says, when our energy kısaca şunu yazmıştım, enerjimiz düşünce
is not dissipated by thought, tarafından harcanmadığında,
   
0:39 when we are free from thought, düşünceden özgür olduğumuzda,
what governs our actions? eylemlerimizi ne yönetir?
   
0:43 On what basis do we live? Hangi temel üzerinde yaşarız?
   
0:51 K: The question is, K: Soru şu, düşüncenin çatışmasıyla
when we do not waste our energy  
   
0:58 through the conflict of thought, çatışan arzular ve öz-çatışma aracılığıya,
   
1:02 through opposing desires enerjimizi harcamadığımızda,
and self-contradiction,  
   
1:09 how is that energy utilised? o enerji nasıl kullanılır?
   
1:14 How does one live Kişi bu enerjiyle gündelik hayatta nasıl
with that energy, in daily life? yaşar?
   
1:19 That’s one of the questions. Sorulardan biri bu.
   
1:25 Q: What happens when fear is so great S: Gözlemleme yeteneğini yok edecek
  kadar büyük
   
1:28 that it destroys bir korku oluştuğunda ne olur?
the capacity of observing?  
   
1:33 K: When fear is so great there is a… K: Korku çok büyük olduğunda
   
1:39 one is paralysed, or lack of capacity kişi felç olur veya gözlemleme yetisini
   
1:43 and one loses observation. azalır ve gözlem kaybolur.
   
1:48 Q: I was going to ask S: Ben gözlemi, dinleme sanatını ve
if we could discuss observation, bunu
   
1:52 including the art of listening, neden çok zor bulduğumuzu da içine
and why do we find that so difficult? alarak tartışabilir miyiz diye soracaktım
   
1:57 K: Why do we find it K: Neden dinlemeyi çok zor buluruz
so difficult to listen  
   
2:01 – the art of listening, and observing. - dinleme sanatını ve gözlemlemeyi.
   
2:10 Q: Could we go on discussing S: En son tartıştığımız yerden devam
what we were last time? edebilir miyiz?
   
2:17 K: Which was what, sir? K: O neydi bayım?
   
2:20 Q: We were moving along discussing… S: Şeyi tartışıyorduk...
   
2:30 K: I’ve forgotten, too! K: Ben de unuttum!
   
2:41 Q: Could we go S: Rüya sorununa girebilir miyiz?
into the problem of dreaming?  
   
2:48 K: Could we discuss the problem K: Uyku ve rüya sorununa girebilir miyiz.
of sleep and dreaming.  
   
2:53 Q: Sir, could we discuss S: Efendim, niyet ve çabanın rolünü
the role of motive and effort  
   
2:58 in relationship to these talks? bu konuşmalarla ilişkili olarak
  tartışabilir miyiz?
   
3:11 K: In relationship to thought? K: Düşünceyle ilişkili olarak mı?
   
3:15 Q: No, to these talks. S: Hayır, bu konuşmalarla.
The talks that you are giving. Sizin veriyor olduğunuz konuşmalarla.
   
3:42 K: I don’t quite understand K: Soruyu pek anlayamadım.
the question.  
   
3:47 K: What is your motive for coming here K: Bu konuşmalara gelip dinlemekteki
and listening to these talks? niyetimiz nedir?
   
3:58 Q: Motive and effort. S: Niyet ve çaba.
   
4:00 K: Motive and effort K: Bu konuşmaları dinlemekteki
involved in coming to these talks. niyet ve çaba.
   
4:05 I should think you would be able Sanıyorum bu soruya benden daha iyi cevap
to answer that better than I. verebilirsiniz.
   
4:15 Q: Sir, ethnic groups are facing S: Efendim, etnik gruplar korkunç bir
a terrible danger of survival... yok olma tehlikesiyle karşı karşıya...
   
4:33 K: What is one to do in a world K: Kişi bir dünyada ne yapmalıdır
   
4:36 – why the minority group - bu ülkedeki azınlık grup,
in this country,  
   
4:41 or in other parts of the world, veya dünyanın diğer bölgelerindekiler,
how are they to survive, onlar nasıl hayatta kalacak
   
4:46 and what do you say about it? ve bu konu hakkında ne söylemeli?
   
4:51 Q: Could you say something S: Aydınlanma hakkında bir şeyler
about enlightenment? söyleyebilir misiniz?
   
4:56 K: What is enlightenment, K: Aydınlanma nedir ve sizin için
and what does it mean to you? ne ifade eder?
   
5:09 Q: What do you mean by communion? S: Paylaşım(katılım) derken neyi
  kast ediyorsunuz?
   
5:14 Can you say something about İletişim ve paylaşım hakkında bir
communication and communion? şeyler söyler misiniz?
   
5:23 K: What do you mean by communion? K: Paylaşım derken neyi kast ediyorsunuz?
   
5:25 What’s the relationship between İletişim ve paylaşım arasındaki ilişki
communication and communion? nedir?
   
5:30 That’s enough, please. Lütfen, bu kadarı yeterli.
   
5:39 Could we take that first question? İlk soruyu ele alabilir miyiz?
   
5:44 Which was, Ki şuydu,
would you kindly repeat that question? rica etsem soruyu tekrar edebilir misiniz?
   
5:48 Q: When, through awareness, one passes S: Kişi farkındalık yoluyla düşüncenin
beyond the action of thought, eylemini aştığında,
   
5:55 what then governs our daily life? o halde yaşamlarımızı ne idare eder?
   
5:59 K: May we take up that question? K: Bu soruya girişebilir miyiz?
   
6:02 That is, when one understands the Yani, kişi düşüncenin doğasını ve yapısını
nature and the structure of thought, anladığında
   
6:09 and the things that thought ve düşüncenin bu dünyada meydana getirdiği
has put together in this world şeyleri anladığında
   
6:14 – as racial minority, - ırksal azınlık gibi,
as colour difference, renk farklılıkları gibi,
   
6:20 national divisions and so on – milli bölünmeler gibi vesaire -
   
6:23 when thought recognises its limitation düşünce sınırlılığının farkına varıp
and remains within that limitation o sınırlılıkta kaldığında
   
6:35 and so there is freedom from thought, ve dolayısıyla düşünceden özgürlük var
  olduğunda,
   
6:38 then what takes place? ne meydana gelir?
   
6:41 And what is the action of that Ve bunun gündelik hayatımızdaki eylemi
in our daily life? nedir?
   
6:47 Q: I believe the questioner also said S: Sanırım soruyu soran kişi ayrıca
   
6:50 that within normal thought normal düşüncenin içinde bir kalıbın da
there is a pattern established. oluşturulduğunu ifade etti.
   
6:55 When we are free of that pattern... O kalıptan özgür olduğumuzda...
   
6:58 K: Yes, yes. K: Evet, evet.
Shall we deal with that question? Bu soruyla ilgilenelim mi?
   
7:01 Perhaps, we’ll include Belki de sorulan diğer soruları da
all other questions in it. bu soruya ilave ederiz.
   
7:11 Can we go on with that question? Bu soruya girebilir miyiz?
   
7:20 I wonder if one realises, for oneself, Kişinin, kendisi için, düşüncenin,
how thought is very limited, sınırsızmış gibi davransa da
   
7:34 though it pretends ne kadar sınırlı olduğunu fark
that it is not limited. edip etmediğini merak ediyorum.
   
7:40 I wonder if one realises that, first, Kişinin, öncelikle tüm düşüncemizin -
   
7:44 that all our thinking – politik, dinsel, toplumsal, her yönde,
politically, religiously, socially, insan varoluşunun her düzeyinde
   
7:51 in all directions, sınırlı olduğunu
at every level of our human existence, fark edip etmediğini merak ediyorum,
   
7:57 do we, as human beings realise, insanlar olarak, bizler, düşüncenin çok
that thought is very limited sınırlı olduğunun farkında mıyız -
   
8:04 – limited, in the sense, şu anlamda sınırlı, düşünce
that it is the outcome, şunun neticesi
   
8:10 or the response of knowledge, veya düşüncenin bilginin, deneyimin
experience and memory ve hafızanın tepkisi olması
   
8:17 and, therefore, it is time-binding ve dolayısıyla zamana bağlı,
and, therefore, limited? dolayısıyla da sınırlı olması?
   
8:25 Do we see that? Bunu görüyor muyuz?
   
8:30 Thought is a fragment. Düşünce bir parçadır.
   
8:39 It is a fragment Bir parçadır çünkü bir neticedir
because it is the outcome  
   
8:45 or the response of a past knowledge veya geçmiş bilginin bir tepkisidir
– therefore, it’s limited. - dolayısıyla, sınırlıdır.
   
8:53 Do we meet this? Bununla karşılaştık mı?
Do we want to discuss this? Bunu tartışmak istiyor muyuz?
   
8:57 Shall we go into that, first? Öncelikle, buna girsek mi?
   
9:05 Can thought perceive the whole? Düşünce bütünü algılayabilir mi?
   
9:12 The whole, in the sense, Şu anlamda bütün, bütün insan varoluşu,
the whole of human existence,  
   
9:20 both the conscious bilinçli olduğu kadar ve bilinçdışı
as well as the unconscious, varoluşu,
   
9:24 the various divisions düşüncenin meydana getirdiği çeşitli
which thought has brought about, bölünmeler,
   
9:31 various divisions in religion, dindeki çeşitli bölünmeler, siyasetteki
in political thought and so on. ve benzeri şeyler.
   
9:39 So, thought is a fragment Dolayısıyla, düşünce bir parçadır çünkü
because it is based on knowledge, bilgi üzerine kuruludur
   
9:48 and knowledge is experience ve bilgi de beyinde hafıza olarak
stored up as memory in the brain. depolanan deneyimdir.
   
9:57 I think most of us would accept this, Sanırım çoğumuz düşüncenin çok sınırlı
that thought is very limited. olduğunu kabul edecektir.
   
10:06 Could we – from there? Olur mu - buradan devam?
   
10:10 And thought, whatever it does, Ve düşünce, ne yapıyor olursa olsun,
whatever its actions, eylemleri ne olursa olsun,
   
10:15 its capacities, its inventions, yetileri, buluşları, hâlâ sınırlıdır,
is still limited, divisive. bölücüdür.
   
10:23 That is, it has divided the world Yani ,düşünce dünyayı milliyetlere
into nationalities, bölmüştür,
   
10:27 into minorities, into colour azınlıklara, ten rengiyle ilgili
prejudices, you know, all that, önyargılara, bilirsiniz, bütün onlar,
   
10:32 the divisions between Catholic, Katolik, Protestan, Hindu arasındaki
Protestant, Hindu, ayrımlar
   
10:35 it is the result of thought. düşüncenin neticesindedir.
Right? Değil mi?
   
10:41 I think this is fairly obvious, for Bence bu oldukça açık, en azından bu
those who, at least, think about it. konu hakkında kafa yoranlar için.
   
10:47 Next question is, Gelecek soru şu, bunu bir gerçeklik olarak
do we see that as a reality? görüyor muyuz?
   
10:57 Because we must differentiate Çünkü gerçeklikle hakikati ayırmak
between reality and truth, zorundayız
   
11:04 which we’re going to now examine. ki şimdi bunu inceleyeceğiz.
   
11:09 Do we see the reality – Düşüncenin dünyada ne yaptığını,
reality, in the sense, what is actual, gerçekten görüyor muyuz,
   
11:15 not ‘what should be,’ bunun gerçekliğini,
or ‘what might have been,’  
   
11:20 but actually ‘what is’ fiili anlamda gerçek oluşunu,
   
11:22 – do we see, actually, 'ne olması gerektiğini,' 'ne
what thought has done in the world, olabilirdi'yi değil fakat fiilen 'olan'ı,
   
11:29 both technologically with all its hem olağanüstü büyüklükteki gelişimiyle
vast extraordinary development teknolojik olarak,
   
11:36 and what thought has also done hem de savaşlar, düşmanlık yoluyla
   
11:38 – wars, antagonism – ve bütün hikâye, düşüncenin ne yaptığını.
all the rest of it.  
   
11:43 That is a reality, Bu düşüncenin içerdiği yanılsamalarla
  beraber
   
11:48 including the illusions bir gerçekliktir.
that thought has created.  
   
11:58 I wonder if we see this? Bunu görüyor muyuz merak ediyorum?
You understand my question? Sorumu anlıyor musunuz?
   
12:05 Do we see the reality of thought Düşünce ve onun eyleminin gerçekliğini
and its action? görüyor muyuz?
   
12:20 The reality that thought has created Düşüncenin savaş olarak yarattığı
as war – that’s a reality. gerçekliği - bu bir gerçekliktir.
   
12:30 The reality which thought Düşüncenin inanç olarak yarattığı
has created as belief gerçeklik
   
12:35 – ‘I believe in God,’ - 'Tanrıya inanıyorum' veya 'Tanrıya
or, ‘I don’t believe in God.’ inanmıyorum.'
   
12:41 Thought which has created Düşünce ki insanlar arasında
the divisions between human beings, bölünmeyi yaratmıştır,
   
12:48 that’s a reality. bu bir gerçektir.
   
12:50 So, the things that thought Buna göre düşüncenin yarattığı şeyler
has created are a reality, birer gerçekliktir,
   
12:58 including the things that thought düşüncenin yarattığı şeyler,
has created which are illusions, nevrotik olan yanılsamalar da
   
13:04 which are neurotic. dahil olmak üzere.
   
13:06 So, all that is a reality. Right? O halde, tüm bunlar bir gerçekliktir.
  Değil mi?
   
13:12 Thought has not created nature, Düşünce doğayı, ağaçları, dağları,
the trees, the mountains, the rivers. ırmakları yaratmamıştır.
   
13:19 So, thought has created the reality, Buna göre, düşünce içinde bizim
an area in which we live yaşadığımız gerçekliği, alanı yaratmıştır
   
13:29 – jealousies, anxieties, - kıskançlıklar, endişeler,
fears, pleasures – korkular, zevkler -
   
13:33 all that is a reality tüm bunlar gündelik hayatımızın
in our daily life. gerçekleridir.
   
13:39 Right? Değil mi?
   
13:41 When one recognises it Kişi bunu fark ettiğinde ve bunun ötesine
and goes beyond it, gittiğinde,
   
13:49 is that possible? bu mümkün müdür?
You understand my question? Sorumu anlıyor musunuz?
   
13:57 One recognises Kişi tüm bu hengameyi,
that thought has created  
   
14:01 all the shambles, sefaleti, karmaşayı düşüncenin
all the misery, the confusion, yarattığını fark eder,
   
14:05 the extraordinary conflicts dünyada olagelen olağanüstü çatışmaları
that are going on in the world  
   
14:09 which are reality, ki bunlar birer gerçekliktir,
   
14:12 the illusions to which the mind düşüncenin tutunduğu yanılsamaları
clings, which is a reality, ki bu bir gerçektir
   
14:16 the neurotic actions kişinin keyif aldığı nevrotik eylemler
which one indulges in, is a reality. ki bu da bir gerçektir.
   
14:23 When one comes to that point Kişi bu noktaya geldiğinde ve çok
and realises, most profoundly, derinlemesine fark ettiğinde
   
14:31 then what takes place? ne meydana gelir?
You understand my question? Sorumu anlıyor musunuz?
   
14:43 What takes place when I see, Düşüncenin insanı böldüğünü fiilen
when one observes, actually, gözlemlediğimde
   
14:51 that thought has divided man? ne meydana gelir?
   
14:58 Right? Isn’t that so? Değil mi? Öyle değil mi?
   
15:02 – that thought has divided - düşünce insanı insana karşı bölmüştür,
man against man,  
   
15:08 for various reasons muhtelif sebeplerle, güvenlik, haz,
of security, pleasure,  
   
15:13 sense of separate existence, ayrı varoluş hissi,
   
15:17 hoping, through that, to find o hissin verdiği ümitle bulacağı
– etc., etc. - vesaire, vesaire.
   
15:21 So, when you realise it, have Öyleyse bunu fark edince, buna, bu
an insight into it, into this reality, gerçekliğe yönelik bir sezginiz olduğunda,
   
15:30 what takes place? ne meydana gelir?
You have understood my question? Sorumu anladınız mı?
   
15:34 Come on, please, someone, Haydi, lütfen, birileri bir şeyler desin,
this is a dialogue. bu bir diyalog.
   
15:37 It’s not a talk by me, alone. Sadece benim verdiğim bir konuşma değil.
   
15:43 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
15:52 K: Sir, please answer my question, K: Beyefendi, lütfen sorumu yanıtlayınız,
   
15:55 if you don’t mind, sakıncası olmazsa tek bir konuya
let’s stick to one thing. yoğunlaşalım.
   
15:59 Do we realise the nature of thought? Düşüncenin doğasını fark ediyor muyuz?
   
16:04 Q: I was going to answer the question. S: O soruyu yanıtlayacaktım.
   
16:10 K: What is the… answer the question. K: Düşüncenin doğası...soruyu
  cevaplayınız.
   
16:13 Q: Well, I think that S: Şey, bence bu gerçekliğin farkına
when you become aware of this reality vardığınızda
   
16:19 then it becomes unnecessary. bu gerçeklik gereksiz hale geliyor.
K: No, no. Does it? K: Hayır hayır. Geliyor mu?
   
16:23 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
16:24 K: No, please. K: Hayır, lütfen.
   
16:27 When one realises – Kişi fark ettiğinde - bu 'fark etmek'
what do we mean by the word ‘realise’? kelimesiyle neyi kast ediyoruz?
   
16:38 Which means you actually see the fact, Ki bu fiilen olguyu görmeniz anlamına
  gelir
   
16:42 or you have an insight into the fact veya olguya yönelik, düşüncenin hareketine
of the movement of thought, yönelik bir sezginiz olduğu,
   
16:48 what thought has done in the world. düşüncenin dünyada ne yaptığına yönelik.
   
16:53 Right? The beautiful things, the Değil mi? Güzel şeyler, korkunç şeyler,
appalling things, the technological teknolojik şeyler
   
16:56 – what thought has done in the world. - düşüncenin dünyada yaptıkları.
   
16:58 When you have an insight into it Buna yönelik bir sezginiz olduğunda,
   
17:01 then what happens o zaman bilincinize ne olur?
to your consciousness?  
   
17:08 Do you understand my question? Sorumu anlıyor musunuz?
   
17:10 What actually takes place Bir şeyi fark ettiğinizde fiilen ne
when you realise something? meydana gelmektedir?
   
17:15 And how do you realise it? Ve o şeyi nasıl fark ediyorsunuz?
   
17:27 I realise, see, observe, have Bir yılan tarafından ısırılıyor olduğumu
experience, being bitten by a snake. fark eder, görür. gözlemler, deneyimlerim.
   
17:38 It’s a fact. Bu bir olgudur.
So, what has taken place, then? Öyleyse, o zaman ne meydana gelir?
   
17:46 Experience, pain, the suffering Deneyim, acı, ızdırap
   
17:53 and so, intelligence arises and says, ve böylece zekâ doğar ve 'O yılana karşı
‘Be careful of that snake.’ dikkatli ol' der.
   
18:02 Right? Değil mi?
Intelligence arises, doesn’t it? Zekâ doğar, değil mi?
   
18:06 The awakening of intelligence Zekânın uyanışı düşüncenin fark edilişidir
is the realisation that thought,  
   
18:12 whatever it has created, is a reality. düşünce ne yaratmış olursa olsun,
  yarattığı şey bir gerçekliktir.
   
18:16 So, the realisation of reality, Demek ki gerçekliğin fark edilişi veya
or having an insight into reality, gerçekliğe yönelik
   
18:22 is the awakening of intelligence. bir sezgiye sahip olmak
  zekânın uyanışıdır.
   
18:24 You get it? Have you got it? Not I. Anlıyorsunuz? Anladınız mı? Ben değil.
   
18:38 So, you see the limitation of thought. Yani, düşüncenin sınırlılığını görürsünüz.
   
18:44 And to see the limitation Ve sınırlılığı bütün içerimleriyle görmek
with all the implications  
   
18:49 is an intelligence, isn’t it? bir zekâdır, değil mi?
   
18:56 I wonder if you see this. Bunu görüyor musunuz, merak ediyorum.
   
18:59 Right? Doğru mu?
Can we go on, from there? Buradan devam edebilir miyiz?
   
19:01 So, what is the relationship between O halde, gerçeklik, zekâ ve hakikat
reality, intelligence and truth? arasındaki ilişki nedir?
   
19:14 You follow? Takip ediyor musunuz?
Are you interested in all this? Tüm bunlar ilginizi çekiyor mu?
   
19:20 Not verbally, or you know Sözel olarak değil veya bilirsiniz,
– part of your blood. - kanınızın bir parçası olarak.
   
19:29 Q: Sir, how can one realise S: Efendim, kişi bütün düşüncenin sınırlı
that all thought is limited? olduğunu nasıl fark edebilir?
   
19:34 There are parts Düşüncenin zorunlu olduğu bölümler vardır.
where thought is necessary.  
   
19:39 K: We said that. K: Bunu söyledik.
   
19:41 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
19:52 K: How does one realise K: Kişi düşüncenin sınırlı olduğunu nasıl
thought is limited? fark eder?
   
19:55 That was the question, first. İlk olarak, soru buydu.
He asked that question. Bu soruyu beyefendi sordu.
   
20:00 We said thought is limited Düşüncenin sınırlı olduğunu çünkü
because it’s fragmentary, parçalar halinde olduğunu söyledik,
   
20:07 it is fragmentary because it is based… parçalar halinde çünkü düşünce şuna
  dayalıdır...
   
20:10 it is the response of memory, düşünce hafızanın tepkisidir
and memory is very limited. ve hafıza çok sınırlıdır.
   
20:22 Memory, though it is limited, Hafıza çok sınırlı olmasına rağmen
must be orderly. düzenli olmak zorundadır.
   
20:27 I wonder if you see all this. Tüm bunları görebiliyor musunuz
  merak ediyorum.
   
20:34 Thought must function sanely, Düşünce, bilgi dünyasında ki bu
rationally, in the world of knowledge, teknolojik dünyadır, makul, akla uygun
   
20:46 which is the technological world. şekilde faaliyet göstermek zorundadır.
   
20:48 But when that thought operates in Fakat o düşünce ilişkilerde, insan
relationship, in human relationship, ilişkilerinde faaliyet gösterdiğinde
   
20:57 there is disorder, which is a reality. kargaşa vardır ki bu bir olgudur.
   
21:02 I wonder if you see that. Bunu görüyor musunuz merak ediyorum.
   
21:04 Because thought creates Zira düşünce sizinle ilgili bir imge
the image about you yaratır
   
21:11 and you create image about another. ve siz de bir başkasıyla ilgili bir imge
  yaratırsınız.
   
21:13 Thought is the process of creating Düşünce bu imgelerin yaratılma sürecidir.
these images. Right? Doğru mu?
   
21:21 Thought creates, Düşünce ilişkilerde kargaşa yaratır.
in relationship, disorder.  
   
21:30 No? Değil mi?
   
21:34 So, disorder indicates the operation Yani kargaşa ilişkide düşüncenin faaliyet
of thought in relationship. Right? gösterdiğini işaret eder. Değil mi?
   
21:44 And when thought operates in the field Ve düşünce bilgi alanında faaliyet
of knowledge, it is orderly. gösterdiğinde, düzenlidir.
   
21:54 Technological world, Teknolojik dünya,
it must be completely orderly. tamamen düzenli olmalıdır.
   
22:04 So, do we realise, do you realise, Öyleyse, fark ettik mi, fark ettiniz mi,
   
22:09 or have an insight into the operation düşüncenin işleyişine veya bütün
of the whole movement of thought? hareketine yönelik bir sezginiz var mı?
   
22:22 – its nature, its structure, - düşüncenin doğasına, yapısına,
its activity, etkinliğine yönelik
   
22:26 both the conscious level bilinçli düzeyde olduğu kadar derin
as well as at the deeper level, düzeyde de
   
22:31 the whole movement of thought, düşüncenin bütün hareketini,
   
22:35 which is part of meditation ki bu meditasyonun bir parçasıdır
– not the control of thought - düşüncenin kontrolü değil
   
22:40 but the awareness fakat düşüncenin hareketinin farkındalığı
of this movement of thought,  
   
22:46 and seeing its limitation. ve düşüncenin sınırlılığının görülmesi.
   
22:56 Can we move from there? Buradan devam edebilir miyiz?
   
22:59 I know you’re eager Fiilen bunu yapmadığınız halde
to move to something  
   
23:02 when you haven’t actually done it. başka bir şeye geçmeye hevesli
  olduğunuzu biliyorum.
   
23:05 I’m keeping to the one fact, Tek bu olguyu ele alıyorum ki bunu
which is, unless this is so olguyu görmeden
   
23:11 you can’t go much further. daha öteye gidemezsiniz.
   
23:17 Q: Sir, I think we should S: Efendim, bence bu düşüncenin
discuss this point more tüm hareketinin algısının
   
23:20 until it is very clear nasıl ortaya çıktığı konusunu,
how this perception can take place  
   
23:24 of the whole movement of thought. bu konu çok açık hâle gelene
  kadar tartışmalıyız.
   
23:28 K: Right. How do you see K: Doğru. Düşüncenin tüm
the whole movement of thought? hareketini nasıl görürsünüz?
   
23:41 How do you see Bir şeyin bütününü nasıl görürsünüz?
the totality of something?  
   
23:46 How do you see Kendinizin bütünlüğünü nasıl görürsünüz?
the totality of yourself?  
   
23:51 Let’s begin with that Haydi bununla başlayalım
– much better. - çok daha iyi.
   
23:56 How do you see Nasıl bütünlüğü görürsünüz, rüyaları,
the totality, the dreams,  
   
24:02 the division between bilinç ve bilinçdışı arasındaki bölünmeyi,
conscious and the unconscious,  
   
24:06 the innumerable prejudices, sayısız önyargıları, korkuları,
fears, anxieties, endişeleri,
   
24:16 grief, sorrow, affection, kederi, ızdırabı, muhabbeti,
jealousy, antagonism, kıskançlığı, düşmanlığı,
   
24:22 faith in something which is var olmayan ama inandığınız bir şeye
non-existent but you believe, itikadınızı
   
24:28 and especially the Christians ve özellikle Hristiyanlardaki bu şey,
have this thing, faith itikat
   
24:36 – so do you see - o halde tüm bunun bütününü
the totality of all that, görüyor musunuz,
   
24:42 not fragmented, not each fragment? parçalanmamış bir şekilde, her bir
  parçaya bakarak değil?
   
24:51 You understand what I’m saying? Ne söylediğimi anlıyor musunuz?
No? Hayır?
   
24:57 So, is it possible to see Öyleyse, tüm bunların bütününü
the totality of all this? görmek mümkün müdür?
   
25:06 What prevents us from seeing Bizi düşüncenin bütün hareketini görmekten
the whole movement of this? ne alıkoymaktadır?
   
25:14 – my attachments, my prejudices, - bağlılıklarım, önyargılarım,
my beliefs, my experience, inançlarım, deneyimlerim,
   
25:22 my desires, contradictory, arzularım, çelişik, çatışma, sefalet,
conflict, misery, confusion karmaşa
   
25:28 – you follow? – the whole of that. - takip ediyor musunuz? - tüm bunlar.
   
25:32 What prevents us from seeing Tüm bunların bütününü görmekten bizi ne
the totality of this? alıkoyar?
   
25:37 It’s only when we see the totality Ancak bu hareketin bütününü gördüğümüzde
of it there is a complete action, tam eylem oluşur,
   
25:43 otherwise it’s a fragmentary action. aksi takdirde oluşan parçalı eylemdir.
   
25:47 Are we meeting each other, now? Şimdi birbirimizi anlıyor muyuz?
   
25:52 Our life is fragmented Yaşamımız parçalara ayrılmıştır
– I go to the office, - Ofise giderim,
   
25:56 I’m a different person there, Burada başka bir insanımdır, kavga eden,
fighting, ambition, all the rest, hırs, bütün hikâye,
   
26:00 I come home eve gelirim ve orada başka bir insanımdır,
and I’m a different person there,  
   
26:05 and I go to church ve kiliseye giderim
– if I go to church, at all – - eğer kiliseye hiç uğrarsam -
   
26:07 I’m a different person there, orada da bambaşka bir insanımdır vesaire,
and so on,  
   
26:10 I’m fragmented, broken up. parçalanmışımdır, bölünmüşümdür.
   
26:13 And so, our actions are broken up Ve dolayısıyla eylemlerimiz de
and, therefore, contradictory parçalanmıştır ve bu sebeple de çatışıktır
   
26:21 and, therefore, each action ve bu nedenle, her eylem kendi
brings its own anxiety, endişesini beraberinde getirir,
   
26:27 its own regrets, its own confusion. kendi pişmanlıklarını, kendi
  karmaşalarını.
   
26:33 So, to end all that Öyleki tüm bunları sona erdirmek için bu
I must see the totality of it. hareketin bütününü görmeliyim.
   
26:40 Right? Totality of my life Değil mi? Hayatımın bütünü
– my actions, my desires, -eylemlerim, arzularım,
   
26:50 my relationships, my longings, ilişkilerim, özlemlerim, korkum
my fear, all the rest of it. ve diğer her şeyim.
   
26:56 Now, what prevents it? Peki ne bütünü görmeme engel olur?
   
27:02 Q: Thought. S: Düşünce.
   
27:03 K: Thought has created all this, K: Tüm bunları düşünce yarattı değil mi?
hasn’t it?  
   
27:09 Q: When I look at jealousy, S: Kıskançlığa baktığımda,
   
27:11 I am looking from the point kıskançlığın tarafından kıskançlığa
of jealousy, at jealousy. bakıyorum.
   
27:13 I think that both things Sanırım ikisi farklı şeyler.
are different.  
   
27:15 K: Yes, that’s one point. K. Evet, elde var bir.
   
27:17 That is, the observer is the observed, Yani gözlemleyen gözlemlenendir
which we went into. ki buna girmiştik.
   
27:20 I don’t want to go into that thing Tekrar tekrar o konuya girmek istemiyorum.
over and over and over again.  
   
27:24 It gets rather boring. Sıkıcılaşıyor.
   
27:26 Q: Sir, I think the sensation of fear S: Efendim, sanırım korkunun duyumu bizi
might prevent us seeing it. görmekten alıkoyuyor olabilir.
   
27:32 K: Yes, sir. Fear. K: Evet, beyefendi. Korku.
   
27:35 Does fear prevent you from seeing Korku sizi hayatın, hayatınızın
the totality of life, of your life? bütününü görmekten alıkoyar mı?
   
27:49 Q: The image of ‘me’ S: Düşüncenin ürettiği 'ben' imgesi.
that thought has produced.  
   
27:57 K: ‘Me’ that thought has produced. K: Düşüncenin ürettiği 'ben.'
   
27:59 But the ‘me’ is the totality Fakat 'ben' tüm bunların bütünüdür,
of all this, isn’t it? değil mi?
   
28:05 – my fears, my anxieties, - korkularım, endişelerim,
my sexual demands, this, that, cinsel taleplerim, bu, şu,
   
28:09 ten, umpteen different things is ‘me.’ on, sayısız farklı şey 'ben'imdir.
   
28:13 What prevents…? Ne engel oluyor...?
You’re not answering my question. Soruma cevap vermiyorsunuz.
   
28:20 Q: We have not got the energy. S: Bunu yapacak enerjimiz yok.
   
28:26 K: When you’ve got the energy. K: Enerjiniz olduğu zaman.
Haven’t you got the energy? Enerjiniz yok mu?
   
28:32 Haven’t you got the energy to come Bu talihsiz konuşmalara gelip bunları
and listen to these unfortunate talks? dinlemek için enerjiniz yok muydu?
   
28:40 You have taken the trouble, Buna zahmet ettiniz, biliyorsunuz,
you know, money, all that, to come. parası, her şeyi, gelebilmek için.
   
28:45 You’ve got plenty of energy Bir şey yapmak istediğinizde bolca
when you want to do something. enerjiniz var.
   
28:51 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
28:54 K: I’m asking you a question, K: Size bir soru soruyorum, lütfen cevap
please answer. veriniz.
   
28:57 What prevents you from seeing Hayatınızın, gündelik hayatınızın bütün
the total existence of your life, varoluşunu görmekten
   
29:03 of your daily life? sizi alıkoyan nedir?
   
29:06 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
29:18 K: You are not answering my question. K: Soruma cevap vermiyorsunuz.
Q: Because one doesn’t want to. S: Çünkü kişi bunu istemez.
   
29:24 K: I don’t want anything, sir. K: Beyefendi, ben hiçbir şey istemiyorum
   
29:26 I am asking you Sizlere çok basit bir soru soruyorum.
a very simple question.  
   
29:31 I’m asking you, Size soruyorum, hayatınızın tümünü
what is it that prevents you  
   
29:36 from seeing the totality of your life? görmenizi engelleyen şey nedir?
   
29:40 You say it is lack of energy. Enerjinin eksikliği diyorsunuz.
   
29:42 You have got plenty of energy Bir şey yapmak istediğinizde bolca
when you want to do something. enerjiniz var.
   
29:49 When you want to earn money you spend Para kazanmak ve hayatınız
the rest of your life earning it. bu uğraşla geçirmek istediğinizde.
   
29:59 Q: We don’t want to see ourselves. S: Kendimizi görmek istemiyoruz.
   
30:00 K: Is it that you don’t want K: Acaba yaşamın bütününü
to see the totality of it, görmek mi istemiyorsunuz
   
30:04 or is it that there is veya görme yetiniz mi yok?
no capacity to see?  
   
30:09 And capacity implies culture, Ve yetenek kültürü, gelişimi ima eder,
cultivating, doesn’t it? değil mi?
   
30:15 So, you will take time Öyleyse, hayatınızın bütününü
to see the totality of your life, görebilmek için zaman harcayacaksınızdır,
   
30:19 take another year to find out. keşfetmek bir yıl daha sürecektir.
   
30:24 Q: Nothing could be more dreadful S. Hiçbir şey bütün sefalete bakmaktan
than to look at all the misery. daha korkutucu olamaz.
   
30:27 K: You don’t answer. Is it fear? K: Cevap vermiyorsunuz. Cevap korku mu?
   
30:31 Is it that you don’t want to see it? Görmek istemediğiniz şey bu mu?
   
30:38 Is it your habit, your tradition, Alışkanlığınız, geleneğiniz,
your conditioning? koşullanmanız mı?
   
30:43 Q: The fragment is trying S: Parça bütüne bakmaya çalışıyor.
to look at the whole.  
   
30:47 K: I am asking you. K: Sizlere soruyorum.
   
30:49 Are you saying the fragment Parçanın bütünü göremeyeceğini
cannot see the whole? mi söylüyorsunuz?
   
30:52 So, you’re using thought O halde düşünceyi bütünü görmek
to see the whole. için kullanıyorsunuz.
   
30:57 Is it? Öyle mi?
   
31:01 And you know, at the same time, Ve bir yandan da düşüncenin parçalı bir
thought is a fragmentary affair, şey olduğunu biliyorsunuz,
   
31:07 so through the fragment you hope yani parça üzerinden bütünü görmeyi
to see the whole – is that it? ümit ediyorsunuz - olan bu mu?
   
31:15 So, you don’t realise, actually, Dolayısıyla, düşüncenin bir parça olduğunu
that thought is a fragment. fiilen fark etmiyorsunuz.
   
31:23 By putting many fragments together, Parçaları bir araya getirerek ki bunu
which thought does, düşünce yapar,
   
31:27 which it calls ‘integration,’ düşünce buna 'bütünleştirme' der,
   
31:29 and hoping thereby to see the whole. böylelikle bütünü görmeyi ümit etmek.
It can’t. Düşünce bunu yapamaz.
   
31:33 So, do we realise O halde, düşüncenin bütünü göremeyeceğini
that thought cannot see the whole? fark ediyor muyuz?
   
31:54 Q: Is it, we understand it, S: Acaba, bunu anlıyoruz, şey, anladım,
well, I understand it,  
   
31:59 but I don’t realise it. ama bunu fark etmedim.
Realising it is something that… Bunu fark etmek şey gibi...
   
32:04 K: He says, ‘I understand it K: Beyefendi 'Anlıyorum ama fark
but I don’t realise it.’ etmiyorum' diyor.
   
32:07 When you use the word ‘understand,’ 'Anlama' kelimesini kullandığınızda bu
what do you mean by that word? kelimeyle neyi kast ediyorsunuz?
   
32:12 Intellectually, verbally understand. Entellektüel olarak, sözel olarak anlamak.
   
32:16 Q: I see the truth S: Söylediğinizin hakikatini görüyorum.
of what you’re saying.  
   
32:18 K: If you see the truth, K: Hakikati görüyorsanız, bu bütündür.
it is the whole.  
   
32:25 No, please, don’t answer me. Hayır, lütfen, bana cevap vermeyiniz.
   
32:28 Would you kindly look at it Lütfen bir dakikalığına buna bakar
for a minute? mısınız?
   
32:32 Don’t answer my question. Soruma cevap vermeyiniz.
Please, find out. Lütfen, keşfediniz.
   
32:36 Please, listen to what I’m saying. Lütfen, ne söylediğimi dinleyiniz.
Listen, you understand, listen, Dinleyiniz, anlıyor musunuz, dinleyiniz,
   
32:42 not translate what I’m saying söylediğimi kendi terminolojinize
into your own terminology, çevirmeyin,
   
32:49 don’t interpret it, just listen yorumlamayın, sadece rüzgarı,
as you would listen to the wind,  
   
32:56 the wind among the leaves. yapraklar arasında dolanan rüzgarı gibi
Just listen to it. dinler gibi dinleyin. Sadece dinleyiniz.
   
33:00 I am asking you, what prevents Size, sizin gibi, bir insanı,
a human being, like yourself,  
   
33:08 to see the total movement eylemlerinizin bütün hareketini görmekten
of your activities alıkoyan nedir diye soruyorum
   
33:12 which bring sorrow, pain, ki bu ızdırap, acı getirir, insan neden
the whole of it, at one glance? bir bakışta bütün hareketi göremez?
   
33:21 Q: Because we attempt S: Çünkü bu hareketi kelimelere
to express it in words. dökmeye teşebbüs ederiz.
   
33:33 Q: I think if you’re really confused, S: Bence eğer gerçekten kendi içinizde
in yourself, kafanız karışmışsa
   
33:40 how can you get it together? bütün hareketi nasıl bir araya
  getirebilirsiniz?
   
33:43 K: Yes. So, you’re saying, K: Evet. Yani diyorsunuz ki, diyorsunuz,
you are saying, sir, aren’t you, efendim, değil mi,
   
33:46 ‘I am confused, therefore, 'Kafam karıştı, bu sebeple, bütünü
I cannot possible see the totality.’ görebilmem mümkün değil.'
   
33:51 Q: Not unless I have the stillness S: Bunu fiilen görecek dinginliğe sahip
to actually see it. oluncaya kadar.
   
33:58 K: Yes, that’s right. K: Evet doğru.
Same thing, sir. Aynı şey beyefendi.
   
34:01 You say, to observe something, Diyorsunuz ki gözlemleyebilmeniz için
my mind must be quiet. Right? zihnim sessiz olmak zorundadır. Değil mi?
   
34:07 So your mind is not quiet, Yani, zihniniz sessiz değildir,
therefore, you’re not observing. bu sebeple de gözlemlemiyorsunuzdur.
   
34:11 So, you’re saying Dolayısıyla, diyorsunuz ki, bütünü
one of the factors is, görememekteki etmenlerden biri
   
34:16 to see something as a whole, bir şeyi bütün olarak görebilmek için
my mind must be quiet. zihin sessiz olmalıdır.
   
34:23 Then the question arises, O zaman şu soru ortaya çıkıyor,
how do you make the mind quiet? zihni nasıl sessizleştirirsiniz?
   
34:29 By repeating words? Kelimeleri tekrar ederek mi?
By controlling the thoughts? Düşüncelerinizi kontrol ederek mi?
   
34:36 Then arises, who is the controller? O zaman şu soru ortaya çıkar, kontrol eden
  kimdir?
   
34:40 So on, sirs. You understand? Vesaire, efendiler. Anlıyor musunuz?
   
34:44 You go round and round in circles. Ve kısır döngü içinde döner durursunuz.
   
34:56 Q: Instead of willing to change S: Değişmeyi istemekten ve
and willing to observe the whole bütünü gözlemlemeyi istemektense
   
35:00 we are being lazy and waiting to tembellik yapıyor ve bir hediye olarak
receive the technique, as a present. tekniği edinmeyi bekliyoruz.
   
35:05 K: We are being lazy instead K: Hakkında bir şey yapmaktansa tembellik
of changing, doing something about it, yapıyoruz,
   
35:10 we are, really, very lazy people. bizler, gerçekten de, çok tembel
Is that it? insanlarsınız. Mesele bu mu?
   
35:15 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
35:19 K: May I put a question differently? K: Bu soruyu farklı bir şekilde sorabilir
  miyim?
   
35:24 Please, don’t answer me Lütfen, bana cevap vermeyiniz çünkü
because it just… bu sadece...
   
35:29 Are you aware, if I may ask Eğer müsaadeniz olursa, bu soruyu
that question, most politely, bütün nezaketimle,
   
35:35 without any disrespect, hiçbir saygısızlık etmeden sorabilirsem
   
35:38 are you aware that you’re conditioned? koşullandırıldığınızın farkında mısınız?
   
35:45 Are you? Farkında mısınız?
   
35:49 Totally conditioned, Kısmen değil, tamamen
not partially conditioned. koşullandırıldığınızın.
   
35:54 Your words condition you Kelimeleriniz sizi koşullandırıyor
– right? – - değil mi? -
   
35:59 education conditions you, eğitim sizi koşullandırıyor, kültür sizi
culture conditions you, koşullandırıyor
   
36:05 the environment conditions you, çevre sizi koşullandırıyor,
propaganda of two thousand years iki bin yıllık propaganda
   
36:09 or five thousand years of priests veya beş bin yıllık rahipler sizleri
have conditioned you. koşullandırmıştır.
   
36:14 So, you’re conditioned, right through. Dolayısıyla, alabildiğine
  koşullandırıldınız.
   
36:21 When you say, ‘I believe in God,’ 'Tanrıya inanıyorum' dediğinizde bu
that’s part of your conditioning koşullanmanızın bir parçasıdır
   
36:25 – like the man who says, - tıpkı 'Ben tanrıya inanmıyorum'
‘I don’t believe in God.’ diyen adam gibi.
   
36:29 So, do we realise that this is a fact? O halde, bu olguyu fark ediyor muyuz?
   
36:39 A total conditioning. Bütüncül bir koşullandırılma.
   
36:45 Then, when you realise it, O zaman, bunu fark ettiğinizde ne meydana
what takes place? gelir?
   
36:51 Do you then say, O takdirde 'Koşullandırılmamalıyım'
‘I must uncondition it’? mı dersiniz?
   
36:56 You follow? Takip ediyor musunuz?
Then, who is the ‘I’ O zaman, 'ben' kimdir
   
37:00 – and that ‘I’ is part - ve o 'ben' koşullandırılmanızın
of your conditioning. bir parçasıdır.
   
37:06 So, what do you do? Öyleyse, ne yaparsınız?
   
37:09 Please, stick to one Lütfen burada, şu basit şeyi ele alalım.
simple thing, here.  
   
37:12 I realise I’m conditioned: Koşullandırıldığımın farkına varıyorum,
conditioned as being a Hindu, bir Hindu olmaya koşullandırıldığımın,
   
37:18 broke away from it bundan kurtuluyorum ve başka bir şey
and become something else, hâline geliyorum
   
37:21 and join Christianity, Hristiyanlığa veya her neyse ona
or whatever it is, geçiyorum,
   
37:25 I’m conditioned koşullandırıldım
– conditioned by culture, - kültür tarafından,
   
37:28 conditioned by the food I eat, yediğim yemek tarafından,
conditioned by the climate, iklim tarafından,
   
37:33 heredity, by my activity, kalıtım, eylemlerim, çevre tarafından
by environment  
   
37:39 – my whole being is shaped, - tüm varlığım şekle sokulmuş,
conditioned, moulded. koşullandırılmış, kalıba dökülmüş.
   
37:49 Do I realise it? Bunu fark ediyor muyum?
   
37:53 That means, Bu, fiilen bu olguyu gördüğüm anlamına
do I see the actual fact of it, gelir,
   
37:57 not the idea of it, koşullandırılma düşüncesini değil,
but the actual reality of it? fakat fiilen bunun gerçekliğini?
   
38:11 That is, it is so. It is raining. Öyleyse, durum budur. Yağmur yağıyordur.
   
38:18 It’s a lovely day. It’s a fact. Bugün güzel bir gün. Bu bir olgu.
It’s a windy day. Bugün rüzgarlı bir gün.
   
38:23 In the same way, Aynı şekilde zihnimin koşullandırıldığının
do I see the absolute reality  
   
38:27 that my mind is conditioned? mutlak gerçekliğini görüyor muyum?
   
38:35 Then, when I realise it, O zaman, fark ettiğimde,
   
38:37 when there is the realisation, o zaman bütünüyle koşullandırıldığımın
totally, that I am conditioned, farkındalığı vardır,
   
38:41 then what movement takes place? o zaman hangi hareket meydana gelir?
   
38:43 That’s what I want to find out. Keşfetmek istediğim bu.
You understand my question, now? Sorumu şimdi anlıyor musunuz?
   
38:52 Then, do I say, ‘Yes, O zaman, 'Evet, koşullandım, bu korkunç ve
I am conditioned, it is terrible,  
   
38:57 and I must uncondition myself’? kendimi bundan kurtarmalıyım' mı diyorum?
   
39:04 Then you begin the conflict. Right? O zaman çatışmaya girersiniz. Değil mi?
   
39:07 The ‘I’ then becomes part… 'Ben' işin parçası...
   
39:10 the ‘I’ thinks it’s separate 'ben' kendisinin o koşullanmadan
but it’s part of that conditioning. ayrı olduğunu düşünür.
   
39:15 So, what takes place O zaman, bunu gördüğünüzde ne olur?
when you see that?  
   
39:20 Q: No movement. S: Hareket yoktur.
K: No movement. That means what? K: Hareket yoktur. Bu ne anlama gelir?
   
39:28 Go slowly, please. Lütfen yavaşça ilerleyiniz. Birbirinize
Don’t throw words at each other. kelimeler fırlatmayınız.
   
39:32 What takes place when I realise Tamamıyla koşullandırıldığımı
that I am entirely conditioned? fark ettiğimde ne meydana gelir?
   
39:44 Action ceases, doesn’t it? Eylem durur, değil mi?
   
39:48 I go to the office, but the action to Ofise giderim, fakat koşullanmamı
change my conditioning is not there. değiştirecek eylem orada değildir.
   
39:59 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
40:14 K: So, I’m saying, sir. Please. K: Yani, diyorum ki, beyefendi. Lütfen.
   
40:18 Look, I have to go to the office, Bakınız, ofise veya fabrikaya gitmem
or to the factory, gerekir
   
40:22 or become a clerk or secretary. veya bir kâtip veya sekreter olmam
I’ve got to work. gerekir. İşe gitmem gerekir.
   
40:27 I work in the garden, or teacher Bahçede çalışırım veya öğretmenimdir veya
or do something. That is so. başka bir şey. Durum budur.
   
40:31 But I realise that I am conditioned. Fakat koşullandırıldığımı fark ederim.
   
40:35 My concern is what happens Benim ilgilendiğim, ben bu hâlin
when I realise, totally, this state? tamamıyla farkına vardığımda ne olur?
   
40:46 I cease to act in that state, don’t I? O durumda hareket etmem, değil mi?
There’s no action. Eylem yoktur.
   
40:52 I’m a total prisoner. Tam bir mahkûmum.
   
40:59 I don’t rebel against it, Buna isyan etmiyorum çünkü eğere
because if I rebel buna isyan edersem
   
41:03 I’m rebelling against Kendi koşullanmama karşı isyan ederim
my own conditioning – right? – - değil mi?-
   
41:08 which has been put together ki bu koşullanma düşünce, 'ben'
by thought, which is ‘me.’ tarafından bir araya getirilmiştir.
   
41:13 I wonder if you see all this. Bütün bunları görebiliyor musunuz
  merak ediyorum.
   
41:16 So, in that area of conditioning, Yani , o koşullanma alanında, hiçbir
there is no action. eylem yoktur.
   
41:26 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
41:27 K: Just listen. There is no action, K: Sadece dinleyiniz. Hiçbir eylem yoktur,
therefore, what takes place? ne meydana gelir?
   
41:32 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
41:43 K: Sir, do it, do it. K: Beyefendi, yapınız, yapınız.
Find out what takes place. Ne meydana geldiğini keşfediniz.
   
41:48 Q: You become free inside. S: İçsel olarak özgürleşirsiniz.
   
42:11 Q: You get very tired S: Çok yorulur, üzülür ve ümitsiz hale
and sad and hopeless. gelirsiniz.
   
42:17 K: Yes, sir, you’re tired K: Evet beyefendi, bütün bunlardan
of the whole thing. yoruldunuz.
   
42:21 So, what do you do when you’re O halde, yorulduğunuzda ne yaparsınız
tired of the – wait, take it up – - bekleyiniz, bu işe girişiniz -
   
42:25 when you’re tired of the whole thing, tüm olaydan yorulduğunuzda ne yaparsınız?
what do you do?  
   
42:30 Q: One gives up. S: Kişi vazgeçer.
   
42:32 K: Take a rest from it, don’t you? K: Bir dinlenirsiniz, değil mi?
   
42:40 When you’re tired of something, Bir şeyden bıktığınızda,
when you’re tired yorulduğunuzda
   
42:43 you go and lie down, sit quietly. gider ve uzanırsınız, sessizce
But you’re not doing it. oturursunuz. Ama bunu yapmıyorsunuz.
   
42:53 So, then only when the mind is quiet, Öyleki, ancak o zaman zihin sessizdir,
you see the totality of your life. yaşamın bütününü görürsünüz.
   
43:02 Right? Değil mi?
   
43:09 But our minds are chattering, Fakat zihinlerimiz çene çalar,
trying to find an answer, bir cevap bulmaya çalışır,
   
43:15 beating, beating, beating, bu koşullanmanın kapısını çalar, çalar
beating on this conditioning çalar, çalar
   
43:18 and, therefore, there is no answer. ve bu sebeple de cevap yoktur.
   
43:21 But if you say, Ama eğer, 'Pekala, buna bakacağım.
‘All right, I’ll look at it.  
   
43:26 I have seen the whole movement Düşüncenin tüm hareketini ki bu hayatımdır
of thought, which is my life, gördüm
   
43:35 and whatever movement other ve koşullanma dışındaki her hareket gerçek
than the conditioning is unreal.’ dışıdır' derseniz.
   
43:44 You understand what I’m saying? Ne söylediğimi anlıyor musunuz?
   
43:49 So, the mind remains Dolayısıyla, zihin bütün koşullanmasıyla
with the totality of its conditioning, kalır,
   
43:55 it remains, it doesn’t move. öyle kalır, hareket etmez.
   
44:01 Do we communicate something Birbirimizle bir şeyi paylaşıyor,
with each other, to each other? iletişim kuruyor muyuz?
   
44:13 So, then I will go back and see, Yani ,o zaman geri gider ve düşüncenin
thought is a fragment, bir parça olduğunu
   
44:20 therefore, it’s limited. dolayısıyla da sınırlı olduğunu görürüm.
   
44:22 It’s fragmentary because it is based Parçalıdır çünkü bilgi, deneyim ve hafıza
on knowledge, experience and memory, üzerine kuruludur
   
44:30 which is the movement of time. Right? ki bu da zamanın hareketidir. Değil mi?
   
44:34 So, thought, whatever is caught Buna göre düşünce, zamanın hareketine
in the movement of time, is limited. yakalanan her neyse, sınırlıdır.
   
44:42 That’s obvious. Bu açık.
   
44:44 Whatever it is, Ne olursa olsun,
whether it’s a machine, makine,
   
44:50 anything that’s caught in the movement zamanın hareketine bağlı her hangi bir şey
of time, is bound to be limited. sınırlı olmaya mahkûmdur.
   
44:57 So, thought is fragmentary O halde, düşünce parçalı ve sınırlıdır.
and limited.  
   
45:03 And we think, through thought, Ve bizler düşünce yoluyla bütünü
we’ll see the totality. göreceğimizi düşünürüz.
   
45:08 That is our difficulty. Bizim zorluğumuz budur.
   
45:13 We don’t say, 'Düşünce bütünü göremez' demiyoruz
‘Thought cannot see the totality,’  
   
45:16 therefore, thought becomes quiet. ki düşünce sessizleşsin.
   
45:20 If I can’t see through my eyes Eğer kendi gözlerimle görmezsem
– you follow? – I become quiet. - takip ediyor musunuz? - Sessizleşirim.
   
45:30 So, thought becomes quiet. Böylece düşünce sessizleşir.
   
45:34 Then, I perceive the movement O zaman, hareketi, ne olduğunu, fiilen,
of what, actually, is going on,  
   
45:41 the totality of it. bütünüyle algılarım.
   
45:45 As we said the other day, Geçen gün de dediğimiz gibi bir
when you look at a map haritaya baktığınızda
   
45:53 you see the totality haritanın tamamını görürsünüz
of the whole map – right? – - değil mi?-
   
45:58 various countries, the colours, çeşitli ülkeleri, renkleri, tepeleri,
the hills, see the totality. bütünü görürsünüz.
   
46:04 But if you have a direction, Fakat bir yönünüz varsa bütünü
you don’t see the totality. göremezsiniz.
   
46:10 That is, if you want to go Yani buradan Viyana'ya gitmek istiyorsanız
from here to Vienna  
   
46:13 you have the line, you see that, yola bakarsınız, yolu görürsünüz ve
and you disregard the rest. haritanın geri kalanını göz ardı edersiniz
   
46:19 But, here, as long as you have Zira bir yönünüz, güdünüz, amacınız
a direction, a motive, a purpose, olduğu sürece,
   
46:26 then you cannot see the totality. o zaman bütünü göremezsiniz.
   
46:31 Are we meeting each other, now? Birbirimizi şimdi anlıyor muyuz?
   
46:34 So, have you a motive Yani buraya gelme, araştırma yapma
for coming here, for enquiry, güdünüz var,
   
46:46 for trying to understand yourself, kendinizi anlamaya çalışmak için,
have you got a motive? bir güdünüz var mı?
   
46:50 That is, I want to understand myself Yani ,kendimi anlamak istiyorum
   
46:52 because I’m terribly worried çünkü kocam hakkında çok endişeliyim
about my husband,  
   
47:00 and I hope by coming here ve umarım buraya gelerek bu sorunu
I’m going to solve it. çözeceğim.
   
47:04 Or I have lost my wife, Veya eşimi kaybetmişimdir veya
or my father, or my son, babamı veya oğlumu,
   
47:10 but I’m going to find out whether ama onunla başka bir yerde tekrar
I can meet him in some other place, buluşup buluşmayacağımı bulacağım
   
47:14 or what it means to suffer, veya ızdırap çekmenin ne anlama geldiğini
so I have a motive. yani bir güdüm vardır.
   
47:20 So, as long as I have a motive, O halde, bir güdüm olduğu sürece
I cannot listen, properly. tam anlamıyla dinleyemem.
   
47:26 You understand? Anlıyor musunuz?
   
47:30 As long as I have a prejudice, Bir önyargım olduğu sürece ne
I can’t listen to what you’re saying. söylediğinizi dinleyemem.
   
47:35 Or I have read all the books Veya yazdığınız bütün kitapları
that you have written okumuşumdur
   
47:39 and I can repeat all of it, ve hepsini tekrar edebilirim ve tekrar
and I repeat ederim
   
47:41 and, obviously, ve açıkça, bu beni dinlemekten alıkoyar.
that prevents from listening.  
   
47:51 So, one cannot see the totality Buna göre, kişi hayatının bütününü göremez
of one’s life  
   
47:55 because we have never çünkü bunun hakkında hiç düşünmedik,
thought about it,  
   
48:00 we have never given even a single bu bütünlüğe bakmak için tek bir
second to look at this totality saniyemizi bile vermedik
   
48:07 because we’re caught çünkü küçük parçalarımıza yakalanmışızdır.
in our little fragments. Right? Değil mi?
   
48:13 Now, we are together Şimdi, beraber keşfetmeye çalışıyoruz,
trying to explore,  
   
48:17 look at this whole bu talihsiz, karmakarışık, sefil bütüne
unfortunate, confused, miserable, bakıyoruz,
   
48:23 occasional happiness, all of that, ara sıra mutluluk, tüm bunlar,
we are trying to see, wholly. bütünsel olarak görmeye çalışıyoruz.
   
48:30 It is possible to see it wholly, only Ancak hiçbir yönünüz, güdünüz olmadığında
when you have no direction, no motive, tamamıyla görmeniz mümkündür
   
48:42 which is extremely difficult ki bu son derece zordur
   
48:47 because we want to be happy, çünkü mutlu olmak isteriz, zengin olmak
we want to be rich, isteriz,
   
48:50 we want to have başkalarıyla iyi ilişkilerimiz olsun
a good relationship with another, isteriz,
   
48:53 we want to have our pleasures hazlarımız tatmin olsun isteriz. Takip
fulfilled. You follow? ediyor musunuz?
   
49:03 So, what happens then, that’s O halde, o zaman ne olur, bu gelecek
the next, from the same question, konumuz, aynı sorudan
   
49:07 what happens, then, when you realise, o zaman, ne olur, fark ettiğinizde,
   
49:11 when you see, actually, fiilen, bütün varoluşu gördüğünüzde
the total existence,  
   
49:15 as you see it in a map, bir haritada görür gibi, net bir biçimde
clearly outlined, taslağı çizilmiş,
   
49:19 everything clear, her şey belirgin,
everything in its place, orderly? her şey yerli yerinde, muntazam?
   
49:26 You understand? Anlıyor musunuz?
   
49:29 The word ‘art’ means 'Sanat' kelimesi her şeyi yerli yerine
putting everything in its right place. koymak anlamına gelir.
   
49:36 That is the real meaning Bu 'sanat' kelimesinin gerçek anlamıdır.
of the word ‘art.’  
   
49:39 So, having put everything Yani, her şeyi yerli yerine koyduğunuzda,
in its right place,  
   
49:43 then, what takes place? o zaman ne meydana gelir?
   
49:48 Putting my office in the right place, Ofisimi doğru yere, ilişkimi doğru yere
my relationship in the right place koymak
   
49:53 – you follow? – everything in order. - takip ediyor musunuz? - her şeyin
  düzende olması.
   
50:08 What happens, then? O zaman ne olur?
   
50:11 Q: One lives intelligently. S: Kişi zekice yaşar.
   
50:18 K: Do you? Do we? K: Öyle mi yaşıyorsunuz?
  Öyle mi yaşıyoruz?
   
50:26 Q: You don’t have to think about what S: Hakkında ne yapacağınızı daha fazla
you’re going to do about it, anymore. düşünmeniz gerekmez.
   
50:29 K: No. You see, K: Hayır. Görüyorsunuz ya cevap vermeye
you’re ready to answer, hazırsınız,
   
50:35 you haven’t got the other thing, öteki konuştuğumuza sahip değilsiniz,
you’re ready to answer. cevap vermeye hazırsınız.
   
50:45 Have we put our house in order? Evimizi düzene koyduk mu?
   
50:50 Not the house, you know, Evi derken, bilirsiniz, içsel evi,
the deeper house,  
   
50:55 have we put everything in order? her şeyi düzene koyduk mu?
   
51:00 We are in disorder – aren’t we? – Karmaşa içindeyiz - değil mi? -
unfortunately. maalesef.
   
51:05 We are in disorder. Karmaşa içindeyiz.
   
51:08 Now, just keep to that disorder, Şimdi sadece o karmaşaya tutunun,
let’s understand that disorder. haydi o karmaşayı anlayalım.
   
51:14 Because out of the investigation Çünkü bu karmaşanın araştırmasından,
of that disorder,  
   
51:18 order comes – right, sir? – düzen gelir - değil mi, beyefendi? -
not try to bring order. düzeni getirmeye çalışmak değil.
   
51:23 I wonder if you… Merak ediyorum...
Through negation, comes order. Olumsuzlama yoluyla düzen gelir.
   
51:30 Look, politically, Bakınız, politik olarak, bir ülkede
if there is disorder in the country, karmaşa varsa,
   
51:38 out of that very disorder, o karmaşadan tiranlık doğar. Değil mi?
tyranny grows. Right?  
   
51:44 That’s happening in India, Hindistan'da olan budur,
that’s happening all over the world. bütün dünyada olan bu.
   
51:48 Where there is disorder, that very Karmaşa olduğunda, tam olarak o karmaşa
disorder creates the authority. otoriteyi yaratır.
   
51:55 Now, we are in disorder. Şimdi karmaşa içindeyiz.
Why? Neden?
   
52:12 Would you tell me Neden karmaşa içinde olduğunuzu
why you’re in disorder bana söyleyebilir misiniz
   
52:16 – not invent, just see - icat etmeyiniz, sadece görünüz
why this disorder exists in me – bu karmaşa neden bende var olmaktadır -
   
52:23 why does it exist? neden içimde karmaşa var olur?
   
52:26 Because I’ve contradictory desires Çünkü çelişik arzularım vardır
– right? – - değil mi? -
   
52:30 I want peace and I’m violent. Barış isterim ve şiddet doluyumdur.
   
52:36 I want to love people İnsanları sevmek isterim ve
and I’m full of antagonism. düşmanlık doluyumdur.
   
52:41 I want to be free and I’m attached Özgür olmak isterim ve eşime,
to my wife, to my children, çocuklarıma bağlıyımdır,
   
52:46 to my property, to my belief. mülküme, inancıma.
Right? Değil mi?
   
52:50 So, there is contradiction in me, Yani , karşıtlık içimdedir
   
52:54 and that contradiction ve o karşıtlık karmaşa demektir. Değil mi?
means confusion. Right?  
   
53:11 I am attached to my wife, Karıma, kocama, çocuğuma bağlıyımdır.
to my husband, to my children.  
   
53:17 I’m attached Yalnız ve çaresiz olduğum için
because I am lonely, I am desperate, bağlıyımdır,
   
53:22 I can’t live with myself, I feel Kendimle yaşayamıyorumdur, içimde
frustrated, miserable, in myself, öfkeli, sefil hissederim,
   
53:28 so, I cling to you. bu sebeple size tutunurum.
   
53:34 But deep down, Fakat derinlerde o yalnızlık korkusu devam
that fear of loneliness goes on. etmektedir.
   
53:41 Right? Değil mi?
So there’s contradiction in me. Yani içimde karşıtlık vardır.
   
53:45 So, can there be freedom O halde, sevgi olmayan bağlılıktan
from attachment, which is not love? kurtulunabilinir mi?
   
53:55 So, can there be freedom Öyleki bağlılıktan özgürlük olabilir mi,
from attachment,  
   
54:00 not little, by little, by little azar azar değil
– freedom? - özgürlük?
   
54:11 Q: Yes, there can. S: Evet, bunu yapabiliriz.
   
54:14 K: You can? K: Bunu yapabilir misiniz?
I’m not asking you personally, sir. Beyefendi size özel sormuyorum.
   
54:19 Of course, it can be. Elbette bu yapılabilinir.
But is it so, are you free? Fakat sizler yaptınız mı, özgür müsünüz?
   
54:27 Then, what’s the point of discussing? Aksi takdirde, tartışmanın amacı ne?
   
54:31 Then it becomes a verbal discussion O takdirde, tüm bunlar sözel bir tartışma
– what’s the point of that? haline gelir - bu da ne işe yarar ki?
   
54:39 We are here – serious people, Buradayız - ümit ediyorum ciddi insanlar
I hope – trying to understand olarak -
   
54:45 and bring about a transformation anlamaya ve gündelik hayatımıza
in our daily life, bir dönüşüm getirmeye,
   
54:49 transformation in our mind, zihnimizde, bilincimizde bir
in our consciousness. dönüşüm gerçekleştirmeye çalışıyoruz.
   
54:52 And if there is one thing Ve eğer tamamıyla gördüğüm bir şey varsa
which I completely see  
   
54:57 – for example, attachment, - örneğin bağlılık, bağlılığın
what is involved in it, içerdikleri,
   
55:03 jealousy, fear, pleasure, kıskançlık, korku, haz, eşlik,
companionship, clinging to each other, birbirine tutunma,
   
55:10 possessiveness sahiplenmecilik ve dolayısyla, kaybetme
and, therefore, losing,  
   
55:14 all that is implied in attachment, tüm bunlar bağlılığı işaret eder
   
55:19 which is one of the causes ki bu da karmaşanın nedenlerinden
of my confusion. biridir.
   
55:24 So, can I cut it, O halde, bağlanmayı kesip atabilir miyim,
instantly be free of it? ondan anında özgürleşebir miyim?
   
55:35 Q: We want to be free of attachment… S: Bağlanmaktan özgürleşmek istiyoruz...
   
55:40 K: No. Sir, attachment – K: Hayır. Beyefendi, bağlılık -
attachment to things you like, sevdiğiniz şeylere bağlılık,
   
55:45 attachments to things you don’t like, sevmediğiniz şeylere bağlılık, hepsi,
all of it, sir. beyefendi.
   
55:48 Don’t break it up too much. Çok fazla ayırmayınız.
   
55:51 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
56:00 K: Attachments to your faith, K: İtikatınıza bağlılık, inancınıza
attachment to your belief, bağlılık,
   
56:04 attachment to your gods, tanrılarınıza bağlılık, kilisenize
attachment to your church bağlılık
   
56:07 – attachment, sir. - bağlılık, beyefendi.
   
56:09 You understand, Anlıyorsunuz, daha fazla açıklamak
you don’t have to explain it more. zorunda değilsiniz.
   
56:14 That’s one of the causes of confusion, Bu kafa karışıklığının, karmaşanın
one of the causes of disorder. sebeplerinden biridir.
   
56:21 And to bring order Ve karmaşayı araştırarak düzen getirmek,
by investigating disorder,  
   
56:27 I find it is attachment bağlılık olduğunu buluyorum.
– one of the factors. - etmenlerden biri.
   
56:30 So, cut it! O halde kesin gitsin!
   
56:34 Because we are afraid to cut it, Zira kesip atmaktan korkarız,
   
56:39 because what will my wife say çünkü karım ona bağlı olmadığımı
when I tell her I’m not attached? söylediğimde ne diyecektir?
   
56:52 Because we translate, Çünkü kendi dilimize çeviriyoruz,
when there is freedom from attachment, bağlılıktan özgürlük olduğunda
   
56:59 the wife or the husband understands eşler şunu anlıyor
– or the girl or the boy – - veya kız veya oğlan -
   
57:04 that you are free from her, kocasından, karısından özgür olduğu
or from him,  
   
57:11 and therefore she clings to you ve bu nedenle size tutunuyor ve böylece
and so you’re frightened to hurt her, siz de onu kırmaktan korkuyorsunuz
   
57:17 and all the rest of it follows. ve geri kalan hikâye.
   
57:20 Let me finish, sir. Müsaade edin bitireyim, beyefendi.
   
57:23 Freedom from attachment means Bağlılıktan özgürlük muazzam bir
tremendous responsibility. sorumluluk anlamına gelir.
   
57:27 You don’t see that. Right? Bunu görmüyorsunuz. Değil mi?
   
57:37 Look, we have built this place, Bakınız, bu mekanı, Brockwoodu yedi sene
Brockwood, for the last seven years. önce inşa ettik.
   
57:43 We have worked at it, several of us. Bunun üzerine çalıştık, pek çoğumuz.
   
57:50 Plenty of energy, work, thought Bolca enerji, çalışma, düşünce - takip
– you follow? – create this thing. ediyor musunuz? - bu şeyi yaratmak için.
   
57:58 If we are attached to that thing, Eğer Brockwood'a bağlıysak, o halde
then we are creating confusion. karmaşa yaratıyoruz.
   
58:03 You understand? Anlıyor musunuz?
   
58:06 So, the speaker is not attached, Yani, konuşmacı tamamıyla bağımsızdır
completely – I can leave tomorrow. - Yarın terk edebilirim.
   
58:14 And I mean it, I have done it – Ve ciddiyim, bunu daha önce de yaptım -
not to Brockwood but other places. Brockwood'ta değil ama başka yerlerde.
   
58:22 But being detached means Fakat bağımsız olmak muazzam bir
great consideration, zekâ anlamına gelir,
   
58:27 great responsibility muazzam bir sorumluluk, bunun
to see this operates, properly. layıkıyla işleyişini görmek.
   
58:30 You understand? Anlıyor musunuz?
Not that I walk away from it. Bağlılığı bırakıp çekip gitmiyorum.
   
58:36 So, when there is freedom Öyleyse, bağlılıktan özgürlük olduğunda
from attachment, there is love. sevgi vardır.
   
58:42 You understand? No, you don’t. Anlıyor musunuz? Hayır, anlamıyorsunuz.
   
58:47 That means responsibility, Bu sorumluluk demektir, bu da düzen
so that means order. anlamına gelir.
   
58:57 So, can you Buna göre sizler
   
59:01 – realising one of the factors - hayatımızdaki karmaşanın bir nedeninin
of confusion in our life, farkına vararak,
   
59:08 of our disorder and misery, kargaşanın ve sefaletin,
   
59:12 is this attachment to ideas, düşüncelere bağlanma,
   
59:17 to beliefs, to ideals, to one’s inançlara, ideallere, kişinin ülkesine
country and so on, to wife, all that – vesaire, eşine, tüm bunlara bağlanma -
   
59:27 can one be free of that attachment? kişi bağlılıktan özgür olabilir mi?
Not tomorrow, now. Yarın değil, şimdi.
   
59:35 Because that is, you see the Zira bu, bağlılığın gerçekliğini,
reality of it, what it does in life. hayatta ne yaptığını görmenzidir.
   
59:45 I’m attached to my country Ülkeme bağlıyımdır
   
59:46 and, therefore, I’m willing ve bu yüzden, diğer bütün insanları
to kill every other human being ülkeme olan aşkımdan ötürü
   
59:51 for my love of my country. öldürmeye gönüllüyümdür.
   
59:56 Q: Do you mean to say you must be S: Ülkenize karşı sorumlu olmalısınız
responsible for your country  
   
59:59 but you mustn't be attached. ama bağlı olmamalısınız
Is that the point you’re making? mı diyorsunuz, bunu mu söylüyorsunuz?
   
1:00:04 K: No, that’s not the point K: Hayır, bunu söylemiyorum.
I’m making.  
   
1:00:07 The point we are making is, sir Söylemeye çalıştığımız beyefendi
– not the country, leave the country. - ülke değil, ülkeyi terk edin.
   
1:00:11 You see, how quickly Görüyor musunuz, nasıl da konu
we go off to something. dışına çıkıyorsunuz.
   
1:00:15 I’m talking about attachment Ben karınıza, kocanıza olan
to your wife, to your husband, bağlılığınızdan bahsediyorum,
   
1:00:21 to a belief, to a faith, to an ideal, bir inanca, itikata,
   
1:00:27 for which you are willing uğruna insanları öldürmeye
to kill people. gönüllü olduğunuz bir ideale,
   
1:00:34 So, there is disorder. Dolayısıyla, kargaşa vardır.
   
1:00:36 Out of this disorder, Bu kargaşadan, kafa karışıklığı doğar
there arises confusion  
   
1:00:41 and, therefore, ve bu sebeple de içinizde karmaşa vardır.
in you there is confusion. Ve bu da bağlanmanın etmenlerinden biridir
   
1:00:45 And one of the factors is attachment. Bunu kırabilir,
Can you break it, get away from it? bundan uzaklaşabilir misiniz?
   
1:00:55 Q: Sir, I think part of the problem S: Efendim bence sorunun bir kısmı siz
comes in  
   
1:01:02 when you say, ‘Can you break it,’ 'Kırabilir misiniz' dediğinizde
that means, you know, we… oluşuyor çünkü, biliyorsunuz, bu bizim...
   
1:01:06 K: I understand. Of course, sir. K: Anlıyorum. Elbette beyefendi.
That’s a quick way of expressing, 'Gözlemleyen gözlemlenendir'
   
1:01:10 after saying, dedikten sonra bu,
‘The observer is the observed.’ ifade etmenin hızlı bir yolu,
   
1:01:14 We’ve been through all that. Tüm bunların üzerinden geçmiştik.
   
1:01:18 Can there be an end to attachment? Bağlılığın bir sonu olabilir mi?
   
1:01:20 Let’s put it that way, Eğer uygunsa bir de böyle ifade
if you prefer it. etmiş olalım.
   
1:01:24 Q: Mr Speaker, S: Bay Konuşmacı,
I figure every one of us, I think, herbirimizin kendini bir birey olarak
   
1:01:27 would consider ourselves individuals… düşünceğini zannediyorum...
   
1:01:30 K: I question K: Ben birey olduklarını sorguluyorum.
whether they are individuals.  
   
1:01:33 Q: Yes. S: Evet.
K: No, don’t say, ‘Yes.’ K: Hayır, 'Evet' demeyiniz.
   
1:01:37 Q: I’m saying, I would like S: Söylediğim, kendimi bir birey
to think I’m an individual. olarak görmek isterim.
   
1:01:39 K: You like to think. K: Görmek istersiniz.
   
1:01:41 Q: That I’m not collective. S: Bir kolektif olmadığımı.
K: Look, sir, please! K: Bakınız, beyefendi, lütfen!
   
1:01:46 The word ‘individual’ means 'Birey' kelimesi bölünemeyen, parçalı
indivisible, non-fragmented. olmayan demektir.
   
1:01:55 That is, a human being who is Yani parçalanmış bir insan birey değildir.
fragmented is not an individual.  
   
1:02:02 But ‘individual’ means one Zira 'birey' kendisinde bölünmeyen kişi
who is indivisible in himself. demektir.
   
1:02:11 Please, sir, that’s what it is. Lütfen, beyefendi, birey budur.
   
1:02:15 Now, just take this, attachment. Şimdi, sadece şunu ele alın,
  bağlılık.
   
1:02:19 When you see the whole Bağlılığın bütün hareketini gördüğünüzde:
movement of attachment:  
   
1:02:23 jealousy, anxiety, hatred, division, kıskançlık, endişe, nefret, bölünme,
possessiveness, domination sahiplenmecilik, tahakküm
   
1:02:29 – you follow? – all that is implied - takip ediyor musunuz?- tüm bunlar o
in that word ‘attachment’ – 'bağlılık' kelimesini işaret eder -
   
1:02:35 to see the whole of it bunun tamamını görmek zekâdır, değil mi?
is intelligence, isn’t it?  
   
1:02:43 To see the whole of it. Bağlılığın hareketinin tamamını görmek.
   
1:02:45 So, intelligence says, O zaman, zekâ şöyle der,
‘Be free of it,’ 'Bundan özgürleş,'
   
1:02:48 not you say, ‘I must be free of it.’ 'Bundan özgürleşmeliyim' demez.
   
1:02:58 So, intelligence then dictates, Demek ki zekâ, nerede olursanız olun
tells what is right action,  
   
1:03:04 wherever you are. neyin doğru eylem oldğunu
You understand? söyler. Anlıyor musunuz?
   
1:03:07 Whatever your life is, whether Yaşamınız ne olursa olsun, ofiste veya
in the office or at home, or anywhere, evde veya başka bir yerde
   
1:03:15 if there is this intelligence at work, eğere zekâ faaliyet halindeyse,
then there is no problem, o halde sorun yoktur,
   
1:03:22 because this intelligence çünkü bu zekâ en yüksek düzendir
is supreme order,  
   
1:03:27 which has come because you have ki siz hayatımızdaki düzensizliğe
looked into disorder in our life. baktığınız için gelmiştir.
   
1:03:35 Out of that investigation O düzensizliğe yönelik soruşturmadan
into disorder,  
   
1:03:38 which is one of the factors ki bu bağlılığın etmenlerinden biridir,
is attachment,  
   
1:03:42 in the observation of that disorder, o düzensizliğin gözleminde zekânın uyanışı
the awakening of intelligence comes. vardır.
   
1:03:49 You follow? Takip ediyor musunuz? Zekâ uyanmıştır.
Intelligence is awakened.  
   
1:03:55 And intelligence is not yours or mine, Ve zekâ sizin veya benim değildir, o
it’s the intelligence. zekâdır.
   
1:04:03 Therefore, it’s not my individual Dolayısıyla bana ne yapacağımı söyleyen
intelligence telling me what to do benim bireysel zekâm değildir
   
1:04:10 – then it’s not intelligence. - öyle olsa bu zekâ değildir.
   
1:04:13 But when we have seen Fakat günlük hayatımızdaki kargaşayı
our disorder in our daily life, gördüğümüzde,
   
1:04:20 how it comes, observing it, bu kargaşanın nasıl geldiğini,
investigating it gözlemlediğimizde, araştırdığımızda
   
1:04:24 quite impartially, objectively, oldukça tarafsız, objektif olarak,
without any motive, hiçbir güdü olmaksızın,
   
1:04:28 out of that investigation o araştırmadan
   
1:04:31 is the awakening aynı zamanda sevgi olan
of this marvellous intelligence,  
   
1:04:36 which is also love. olağanüstü
You understand? zekânın uyanışı gelir. Anlıyor musunuz?
   
1:04:44 Q: Sir, this will take time because... S: Efendim bu zaman alacaktır çünkü...
   
1:04:49 K: Does it take time? K: Bu zaman alacak mıdır?
   
1:04:54 Q: It doesn’t take time, S: Zaman düşüncenin ürünü olduğu için
as time is the produce of thought. bu zaman almaz.
   
1:05:05 K: Does it take time K: Sevgiyi yetiştirmek zaman alır mı?
to cultivate love?  
   
1:05:15 Do you cultivate love? Sevgiyi yetiştirir misiniz?
   
1:05:19 Say, ‘I must be kind, Diyelim ki 'Cömert olmak zorundayım,
I must be generous,  
   
1:05:22 I must be thoughtful, düşünceli olmak zorundayım,
I must be considerate, anlayışlı olmak zorundayım,
   
1:05:24 I must give’ vermek zorundayım'
– and do all those things, - ve tüm bu şeyler yapmak,
   
1:05:27 you know, day after day, bilirsiniz, her gün, günler boyu,
day after day,  
   
1:05:30 at the end of it, you’ll have ve sonunda bu 'sevgi' denen muhteşem
this marvellous flower called ‘love’? şeye mi sahip olacaksınız?
   
1:05:39 Q: But how can one realise S: Fakat kişi her şeyi nasıl bir günde
everything in one day? fark edebilir?
   
1:05:45 K: That’s just it, sir. K: Bu doğru beyefendi.
It is not in one day – now. Bir günde değil - şimdi.
   
1:05:51 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
1:05:54 K: Sir, when you say it is difficult, K: Beyefendi zor olduğunu söylediğinizde
you have already made it difficult. halihazırda zor yaptınız.
   
1:06:04 It may be the most easiest thing Bu dünyadaki en kolay şey olabilir, bunu
in the world, you don’t know, bilmiyorsunuz,
   
1:06:08 but you have already come to it ama halihazırda bunu demeye başladınız,
saying, ‘It is difficult, 'Bu zor,
   
1:06:12 it’s arduous, zahmetli, muazzamn bir enerjiye ihtiyacım
I need tremendous energy,’ var,'
   
1:06:14 but you don’t say, ama 'Gerçekten de bilmiyorum'
‘I really don’t know,’ demiyorsunuz,
   
1:06:19 then you are free to look. o takdirde bakmaya özgür olursunuz.
You understand? Anlıyor musunuz?
   
1:06:22 But you’ve already come to it Fakat halihazırda bir sonuçla bu soruya
with a conclusion. yaklaştınız.
   
1:06:27 And the conclusion is the bondage, Ve sonuç, anında,
is the barrier fiilen görmenize engel olan
   
1:06:34 which prevents you esarettir, engeldir.
from actually seeing, instantly.  
   
1:06:40 Q: Is intelligence free of thought S: Duygu olmadığında zekâ düşünceden
when there is no emotion? özgür müdür?
   
1:06:49 Q: Sir, is this supreme intelligence, S: Efendim, bu en yüksek zekâ, bir başka
in other words, insight? deyişle, sezgi midir?
   
1:07:41 Q: Is supreme intelligence perception? S: En yüksek zekâ algı mıdır?
   
1:07:45 K: Is that the question, sir? K: Soru bu mu, beyefendi?
   
1:07:53 If you like to put it. Eğer böyle ifade etmek isterseniz.
   
1:07:55 What does it matter, if you have Eğer anladıysanız ne fark eder ki?
got it? Words don’t matter. Kelimeler fark etmez.
   
1:08:00 You see, Görüyorsunuz ya, siz insanlar bunun
you people don’t work at this. üzerine düşmüyorsunuz.
   
1:08:06 Q: Could we return to what S: Esaret hakkında söylediklerinize
you were saying about bondage? geri dönebilir miyiz?
   
1:08:11 K: Yes, sir. K: Evet,beyefendi.
Look, I want to go on. Bakınız, devam etmek istiyorum.
   
1:08:17 You don’t know Tüm bunların güzelliğinin ne olduğunu
what the beauty of all this is. bilmiyorsunuz.
   
1:08:20 All right, sir. It’s up to you. Pekala, beyefendi. Bu size bağlı.
   
1:08:24 Let’s begin, again. Tekrar başlayalım.
   
1:08:27 Thought has created this disorder, Düşünce kargaşayı yaratmıştır, değil mi?
hasn’t it?  
   
1:08:32 – my house, my property, - benim evim, benim malım, benim karım,
my wife, my country, my God, benim ülkem, benim Tanrım,
   
1:08:36 my belief, my sorrow, my pleasure benim inancım, benim ızdırabım, benim
– thought. hazzım - düşünce.
   
1:08:42 Thought has also created the centre, Düşünce ayrıca bütün bu faaliyetleri
  birarada tutan merkezi,
   
1:08:46 which holds all these activities, 'ben'i yaratmıştır.
the ‘me.’  
   
1:08:52 Thought has created the ‘me’ Düşünce bütün faaliyetlerin meydana
in which all these activities go on. geldiği 'ben'i yaratmıştır.
   
1:09:00 Right? Doğru mu?
   
1:09:03 Thought has created this. Düşünce bunu yaratmıştır.
   
1:09:06 And thought has created the problems, Ve düşünce sorunları yaratmıştır
   
1:09:10 and thought says, ve şöyle der 'Bu sorunları çözeceğim.'
‘I will solve these problems.’  
   
1:09:15 And thought has never done it. Ve düşünce asla sorunları çözmemiştir.
Right? Değil mi?
   
1:09:19 Politicians right Dünya çapında politikacılar şunu diyor,
throughout the world say,  
   
1:09:23 ‘We will solve all these problems 'Bütün sorunlarımızı çok itinalı
with very careful thinking’ düşünerek çözeceğiz'
   
1:09:29 party politics, TUC, the whole game. parti politikaları, ticaret sendikası,
  bütün oyun.
   
1:09:34 And they won’t solve it because the Ve sorunları çözemeyecekler çünkü sorunlar
problems are getting worse and worse. git gide daha da kötüleşiyor.
   
1:09:40 So, thought has created Demek ki düşünce bütün bu
all these problems. sorunları yaratmıştır.
   
1:09:44 Thought is ‘me,’ Düşünce 'ben'dir, düşünce sorunumdur.
thought is my problem.  
   
1:09:47 Thought is the disorder Düşünce içinde yaşadığım kargaşadır. Evet.
in which I live. Right.  
   
1:09:54 So, I see Buna göre, düşüncenin sorunu
thought cannot solve the problem. çözemeyeceğini görürüm.
   
1:09:59 Right? Do you see that, sir? Değil mi? Bunu görüyor musunuz, beyefendi?
   
1:10:03 Thought cannot solve my problem Düşünce eşimle benim aramdaki sorunu
between me and my wife. çözemez.
   
1:10:07 Right? Right, sir? Doğru mu? Değil mi, beyefendi?
   
1:10:11 The problem between me and my wife Eşimle benim arasındaki sorun
   
1:10:13 is that I think I’m separate from her, kendimi eşimden ayrı görmemdir, onun
I have an image about her – right? – hakkında bir imgeye sahip olmamdır
   
1:10:23 that image has been put together -doğru mu? - o imge düşünce tarafından
through thought for ten years, on yıldan beri veya
   
1:10:27 or two days, or fifty years. iki gündür veya elli yıldır
Right? oluşturulmuştur. Doğru mu?
   
1:10:31 And she has an image about me. Ve eşimin de benim hakkımda bir imgesi
Right? vardır. Değil mi?
   
1:10:36 I dominate her, I bully her, Ona hükmederim, zulmederim,
or I do this and that bir sürü şey yaparım
   
1:10:39 – all that, sexual pleasure, - tüm bunlar, cinsel haz, düşmanlık,
antagonism,  
   
1:10:42 all those are images benimle onun arasındaki tüm o imgeler.
between her and me. Right? Right? Değil mi? Değil mi?
   
1:10:48 So, these images create disorder. Dolayısıyla, bu imgeler kargaşa yaratır.
Right? Değil mi?
   
1:10:57 So, I can never see my wife O halde, eşimi veya kızımı veya oğlumu;
or my girl or my boy completely, asla tamamıyla göremem,
   
1:11:04 wholly, what he is. bütünüyle, ne olduğunu göremem.
You understand? Right? Anlıyor musunuz? Doğru mu?
   
1:11:08 So, can there be freedom Öyleyse, imge-yapımından özgürlük
from image-making? olabilir mi?
   
1:11:16 You understand? Anlıyor musunuz?
   
1:11:19 I see I have an image about my wife, Eşim hakkında, politikacılar
about the politicians, hakkında bir imgem olduğunu görüyorum,
   
1:11:25 about my neighbour, about my children, komuşum, çocuklarım hakkında, her kimse,
whatever it is,  
   
1:11:28 I have an image about them, onlar hakkında bir imgem var, onun
or about her. hakkında.
   
1:11:33 The image has been put together Bana 'Sen budalanın tekisin' dediğinde bir
when she says to me, ‘You’re an ass,’ imge oluşturuluyor
   
1:11:41 or she bullies me, or she wants veya bana kabadayılık yapıyor veya
something from me, etc. All that. benden bir şey istiyor vesaire. Tüm bunlar
   
1:11:47 All those activities create Bütün bu faaliyetler bende onun hakkında
an image in me about her. Right? bir imge yaratıyor. Değil mi?
   
1:11:55 This is simple. Bu basittir.
I want to get on with it. Bu imgeyle geçinmek isterim.
   
1:12:01 And she has an image about me. Ve onun da benim hakkımda bir imgesi
  vardır.
   
1:12:04 So, our relationship is Demek ki ilişkimiz iki imge arasındadır.
between these two images.  
   
1:12:11 Correct? Doğru mu?
   
1:12:13 Which is what? The images of thought. Ki bu nedir? Düşüncenin imgesi.
   
1:12:19 Thought has built them. Düşünce bu imgeleri inşa etmiştir.
   
1:12:21 So, thought has built these images Yani, düşünce bu imgeleri inşa etmiştir
and thought, which is fragmentary, ve parçalı olan düşünce
   
1:12:29 which is destructive ki parçalı olduğu için yıkıcıdır,
because it is fragmentary,  
   
1:12:36 tries to solve this problem. bu sorunu çözmeye çalışır.
   
1:12:40 It can only solve it Düşünce bu sorunu ancak imge-yapımı
when there is no image-making, olmadığında çözebilir,
   
1:12:44 then I can look at my wife, o zaman ben eşime ve eşim de bana
and she can look at me, as we are. olduğumuz gibi bakabiliriz.
   
1:12:49 Right? You understand? Doğru mu? Anlıyor musunuz?
   
1:12:53 So, is it possible Buna göre eşim bana şunu veya bunu
not to create an image dediğinde, dırdır ettiğinde,
   
1:12:59 when she calls me something or other, bana sinirinden 'Şunu yap' dediğinde
when she nags me,  
   
1:13:03 when she says, ‘Do this,’ bir imge yaratmamak mümkün müdür?
out of irritation.  
   
1:13:06 You follow, all this. You know it very Tüm bunları takip ediniz. Bunları gayet
well, you’re all married people, iyi biliyorsunuz,
   
1:13:09 so I don’t have to tell you all this. hepiniz evli insanlarsınız, yani
  bütün bunları size anlatmama gerek yok.
   
1:13:13 You may not be married Evli olmayadabilirsiniz
– you have your girl or – - kız arkadaşınız veya -
   
1:13:15 it doesn’t matter, sir. fark etmez beyefendi.Merak etmeyin.
Don’t bother. Ve sizlere şunu soruyorum
   
1:13:19 And I’m asking you, can you be free eşiniz hakkındaki imgenizden
of the image you have about her? özgür olabilir misiniz?
   
1:13:30 Because if you want Çünkü açıktır ki gerçek bir ilişki
right relationship, istiyorsanız
   
1:13:33 there must be no image sizinle eşiniz arasında hiçbir imge
between you and her,  
   
1:13:38 or her about you, obviously. veya eşinizin sizin hakkında hiçbir
  imgesi olmamalıdır.
   
1:13:42 So, how to end the image-making? Öyleyse, imge-yapımı nasıl sona erer?
You understand my question? Sorumu anlıyor musunuz?
   
1:13:48 The image-making is mechanical. İmge-yapımı mekaniktir.
   
1:13:52 Please listen to this, carefully. Lütfen bunu dikkatlice dinleyiniz.
   
1:13:56 It is mechanical because when İmge-yapımı mekaniktir çünkü eşim bana
the wife says to me something ugly, çirkin bir şey söylediğinde,
   
1:14:01 it is registered. söylediği şey kaydedilir.
   
1:14:05 Or when she says something, Veya başka türlü bir şey dediğinde,
   
1:14:06 or say, ‘You’re a marvellous man,’ 'Sen harika bir adamsın,' dediğinde,
it’s registered. bu kaydedilir.
   
1:14:11 Right? You understand? Değil mi? Anlıyor musunuz?
   
1:14:15 The registration is the image-making. Kaydetme imge-yapımıdır.
   
1:14:21 Right? Değil mi?
   
1:14:29 When you tell me Bana pohpohlayıcı veya hakaretamiz
a flattering thing, or insult, bir şey söylediğinizde,
   
1:14:35 it is registered in the brain bu beyine işitme
   
1:14:38 through hearing ve bütün sinir sistemi yoluyla kaydedilir,
and all the nervous system,  
   
1:14:41 and it’s registered in the brain. ve bu beyinde kayıtlı tutulur.
   
1:14:44 And so, the brain through thought, Ve böylece beyin düşünce yoluyla
creates an image. bir imge yaratır.
   
1:14:49 Now, is it possible Şimdi şu mümkün müdür
   
1:14:51 – please, listen carefully, - lütfen eğer ilgiliyseniz
if you are interested – dikkatle dinleyiniz -
   
1:14:54 is it possible not to register? bunu kaydetmek mümkün müdür?
   
1:15:00 You understand my question? Sorumu anlıyor musunuz?
   
1:15:05 When somebody tells you Biri size çok güzel göründüğünüzü
that you look most beautiful, söylediğinde
   
1:15:11 or you’re a great person, veya harika bir insan olduğunuz
not to register it. söylendiğinde, söylenenleri kaydetmemek.
   
1:15:17 The moment you have registered, Kaydettiğiniz anda imgeleme başlar.
the image begins.  
   
1:15:21 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
1:15:23 K: Let me finish, sir, let me finish. K: Müsaade ediniz bitireyim beyefendi,
  müsaade ediniz.
   
1:15:26 And when she tells you, Ve eşiniz de size veya siz eşinize bir şey
or when you tell her söylediğinizde
   
1:15:29 something or other insulting, veya hakaret ettiğinizde, bu
it is registered. hakaret kaydedilir.
   
1:15:32 So, I’m asking, O halde soruyorum,
   
1:15:35 is it possible not to register pohpohlamayı veya hakareti kaydetmemek
the insult or the flattery? mümkün müdür?
   
1:15:45 Q: Yes, by listening with attention. S: Evet, dikkatle dinleyerek.
   
1:15:49 K: You have heard me say that before, K: Bunu daha önce söylediğimi duydunuz,
therefore, he’s repeating. bu yüzden tekrar ediyorsunuz.
   
1:15:53 Don’t repeat what I’ve said. Benim söylediğimi tekrar etmeyiniz,
Find out for yourself, sir. kendiniz için keşfediniz, beyefendi.
   
1:16:03 Personally, Şahsen, ben tüm bu şeyleri okumuyorum.
I don’t read all these things.  
   
1:16:06 Look, you can do this all for… Bakınız, tüm bunları yapabilirsiniz...
   
1:16:09 The whole of history of mankind İnsanlığın bütün tarihi içinizde.
is in you. You understand? Anlıyor musunuz?
   
1:16:14 You are the repository Sizler binlerce yılın belki de daha
of a thousand years or more, fazla,
   
1:16:19 a million years of human endeavour. milyonlarca yıllık insan
You are that. çabasının belleğisiniz. Sizler busunuz.
   
1:16:23 Everything is in you, Eğer nasıl okuyacağınızı bilirseniz
if you know how to read it. her şey içinizdedir.
   
1:16:30 So, please, read this thing. Dolayısıyla, lütfen, bu şeyi okuyunuz.
   
1:16:35 That is, can this image-making end? Yani, bu imge-yapımı durabilir mi?
   
1:16:42 Find out. Keşfediniz.
   
1:16:44 First, see how important it is Öncelikle imge-yapımının sona ermesinin
that it should end, ne kadar öncemli olduğunu görünüz,
   
1:16:51 see the immense necessity, toplumsal yönden, her yönden bunun muazzam
both socially, in every way, zorunluluğunu görünüz,
   
1:16:58 how important it is for human beings insanların imgelere sahip olamamalarının
not to have an image ne kadar önemli olduğunu
   
1:17:03 – say he’s an Indian, - o bir Hintli, o bir Rus,
he’s a Russian, he’s an American, o bir Amerikalı,
   
1:17:05 he’s a beastly this or that. o sevimsiz, o şu veya bu.
Not to have single image. Tek bir imgeye dahi sahip olmamak.
   
1:17:12 Therefore, there is Böylelikle azınlık veya çoğunluk olmaz.
no minority or majority.  
   
1:17:15 I wonder if you see all this. Tüm bunları görüyor musunuz merak
  ediyorum.
   
1:17:18 Q: (Inaudible) S: (Duyulmuyor)
   
1:17:24 K: Is that possible? K: Bu mümkün müdür?
Not to register. Hiç kayıt etmemek.
   
1:17:30 This is very important. Bu çok önemlidir.
Please listen, if you don’t mind. Sakıncası yoksa lütfen dinleyiniz.
   
1:17:33 You have to register Teknolojik şeyler yaparken kayıt etmek
when you do technological things zorundasınızdır
   
1:17:37 – right? – - değil mi? -
   
1:17:39 when you learn a language, it is bir dil öğrenirken, kayıt etmek muazzam
tremendously important to register it, önemlidir,
   
1:17:43 the words, the verbs, the irregular kelimeler, fiiller, düzensiz fiiller
verbs and all the rest of it, ve tüm geri kalan şeyler,
   
1:17:48 you have to register it. bunları kaydetmek durumundasınızdır.
   
1:17:49 It’s very important Bir şeyi öğrenirken kaydetmek çok
when you are learning something önemlidir
   
1:17:54 – how to drive a car and all the rest. - nasıl araba kullanılacağı ve benzeri
  şeyleri öğrenirken.
   
1:17:56 And also, it’s very important Ve ayrıca bir şey hakkında
to learn very quickly about something hızlıca öğrenmek
   
1:18:03 and retain it. ve bu öğrenileni elde tutmak
  çok önemlidir.
   
1:18:08 But not to register when there is Ve fakat iki insan arasındaki
   
1:18:15 – in relationship ilişki söz konusu olduğunda kaydetmemek.
between human beings.  
   
1:18:21 There, it is much more important Bu teknik meseleleri, kaydedebilmekten
than the other. çok daha önemlidir.
   
1:18:24 The other is fairly simple. Öteki mesele oldukça kolaydır.
   
1:18:25 Here, it becomes Bu nokta inanılmaz ölçüde önemli hale
tremendously important, geliyor
   
1:18:28 because conflict between individuals zira bireyler arasındaki çatışma
comes to an end sona eriyor
   
1:18:35 – between wife and husband, - karı ile koca arasında,
man-woman, between nationalities, erkek ile kadın, milliyetler,
   
1:18:39 between groups of people insan gurpları arasında
– you follow? – - takip ediyor musunuz? -
   
1:18:41 this continuous conflict insanlar arasındaki aralıksız çatışma.
between people.  
   
1:18:45 To end that, as you are the total Bunu tüm insan çabasının belleği olarak
repository of all human endeavour, sona erdirmek,
   
1:18:53 if you can put away image-making, eğer imge-yapımını bırakırsanız,
then you’re a total human being. o takdirde tam bir insan olursunuz.
   
1:18:59 You understand? Anlıyor musunuz?
   
1:19:01 So, is it possible for you O halde, imge-yapımını sona erdirmek
to end the image-making? sizin için mümkün mü?
   
1:19:09 Q: I often register something S: Sıklıkla kaydetmek istemediğim
which I don’t want to register. şeyleri kaydederim.
   
1:19:19 I don’t want to register something, Çoğu zaman, herhangi bir şey
very often. kaydetmek istemem.
   
1:19:21 K: Then don’t register it. K: O halde kaydetmeyin.
   
1:19:23 Q: But it happens so fast, S: Ama çok hızlı cereyan ediyor, bunu
I can’t stop it. durduramıyorum.
   
1:19:31 K: Just a minute. K: Bir dakika.
See what takes place. Neyin meydana geldiğini görünüz.
   
1:19:33 Registration is a mechanical process Kayıt etmek mekanik bir süreç
– right? – - değil mi? -
   
1:19:41 because our minds have become… çünkü zihinlerimiz...
   
1:19:42 our brains have become, beyinlerimiz, en azından bir kısmı mekanik
at least part of it, mechanical. hale geldi.
   
1:19:49 We live a mechanical life, don’t we? Mekanik hayatlar yaşıyoruz, değil mi?
Repeat the same pleasure sexually, Aynı cinsel hazzı tekrar ediyoruz
   
1:19:54 or repeat the same old tradition veya aynı eski geleneği tekrar ediyoruz
   
1:20:00 – if you are a Catholic, - eğer bir Katolikseniz, kiliseye
you go to church – you follow? – gidersiniz - takip ediyor musunuz? -
   
1:20:03 the same thing aynı şey
– repeat, repeat, repeat. - tekrar, tekrar, tekrar.
   
1:20:06 Which is, we have made our life Ki bu yaşamlarımızı mekanik süreçlere
into a mechanical process çevirmemizdir
   
1:20:11 because in that çünkü o mekaniklikte büyük bir güven
there’s great security. Right? vardır. Değil mi?
   
1:20:16 Do you see that? Being mechanical Bunu görüyor musunuz? Mekanik olmak büyük
gives a great certainty. bir kesinlik getirir.
   
1:20:23 So, we’re asking, O zaman şunu soruyoruz,
can this mechanical process bu mekanik süreç
   
1:20:30 – in certain areas, - belli başlı alanlarda kesinkes
it’s completely important – önemlidir -
   
1:20:34 but in human relationship fakat insan ilişkilerinde tamamıyla
it is totally dangerous, tekhlikelidir,
   
1:20:39 totally dangerous, bütünyle tehlikelidir,
absolutely dangerous, kesinlikle tehlikelidir,
   
1:20:42 not relatively, absolutely dangerous. göreceli olarak değil, kesinlikle
  tehlikelidir.
   
1:20:47 So, can you end the danger? O halde, bu tehlikeyi bitirebilir misiniz?
Do you see the danger? Tehlikeyi görüyor musunuz?
   
1:20:56 If you see the danger, it’s over. Eğer tehlikeyi görüyorsanız,
  tehlike sonra ermiştir.
   
1:21:02 When you see the danger Sarp bir kayalığın tehlikesini
of a precipice, you don’t go near it. gördüğünüzde, yanına gitmezsiniz.
   
1:21:09 When you see the danger Vahşi bir hayvanı gördüğünüzde, ondan
of a wild animal, you avoid it. kaçınırsınız.
   
1:21:14 But we don’t see the danger. Fakat biz tehlikeyi görmüyoruz.
   
1:21:21 We don’t see the danger of Milliyetlerin tehlikesini görmüyoruz çünkü
nationalities because they breed war. savaşı besliyorlar.
   
1:21:30 The selling of armaments – look Silah ticareti - Tanrı aşkına neler
what is happening, for God’s sake, olduğuna bakın,
   
1:21:34 for your world, dünyanız için bakın,
what we are making of it. onu ne halde getirdiğimize bakın.
   
1:21:38 Q: I think we do see the danger S. Bence tehlikeyi görüyoruz ama
but we’re unattached from it. kendimiz tehlikeden bağımsız görüyoruz.
   
1:21:46 You say we can affect the whole Tüm dünyanın bilincine etki
consciousness of the world, edebileceğimizi söylüyorsunuz,
   
1:21:48 that’s what you say... söylediğiniz bu...
   
1:21:50 K: Not what I say, sir. K: Benim ne söylediğim değil beyefendi.
   
1:21:52 Q: That is what you have said, S: Ara sıra bunu dile getirdiniz,
on occasions,  
   
1:21:54 ‘You are the consciousness 'Siz dünyanın bilincisiniz.'
of the world.’  
   
1:21:55 K: I’ve said it, K: Bunu söyledim fakat siz bunu görmüyor
but don’t you see that? musunuz?
   
1:21:59 Q: Yes, but you see, S: Evet, ama görüyorsunuz, bizler küçük
we’re just a very small part, birer parçayız,
   
1:22:03 we’re a very finite part. bizler gayet sonlu parçalarız.
   
1:22:05 K: No. Sir, look. K: Hayır, beyefendi, bakınız.
   
1:22:10 Oh, I don’t want to go into all this, Ah, tüm bunlara girmek istemiyorum,
it’s fairly simple, isn’t it? bu oldukça kolay, değil mi?
   
1:22:14 You’re an Englishman because you Siz bir İngilizsiniz çünkü çocukluktan
have been conditioned from childhood beri
   
1:22:20 to think that you’re an Englishman, bir İngiliz olduğuunzu düşünmek için
  koşullandırıldınız,
   
1:22:22 you’re a Catholic because bir Katoliksiniz çünkü çocukluktan
you’ve been trained from childhood itibaren
   
1:22:26 to think that you’re Catholic bir Katolik olduğunuzu düşünmek
with all the beliefs, için yetiştirildiniz,
   
1:22:29 all the superstitions, tüm inançlarıyla, tüm batıl
the nonsense that goes on. inançlarıyla, süregiden saçmalık.
   
1:22:32 And you’re a Hindu Ve siz de bir Hindusunuz
– same thing, conditioned. - aynı şey, koşullandırılmış.
   
1:22:37 Every human being, right through Dünyadaki bütün insanlar
the world, is conditioned. koşullandırılmıştır.
   
1:22:39 That’s the common factor, Bu ortak etmendir, bu sebeple de
therefore, you are the world. sen dünyasın.
   
1:22:48 So, is it possible not to register? Öyleyse, kayıt etmemek mümkün müdür?
   
1:22:56 That means have a mind Bu tamamıyla masum bir zihne sahip olmak
that is totally innocent. anlamına gelir.
   
1:23:01 You understand? Anlıyor musunuz?
   
1:23:05 That can never be hurt O zihin asla ne incitilebilir ne de
nor ever be flattered. pohpohlanabilir.
   
1:23:11 So, is it possible? Bu mümkün müdür?
   
1:23:14 To find that out, to see Bunu keşfetmek, eğer biri hakkında
what it does in human relationship bir imgeniz varsa
   
1:23:21 if you have an image about somebody. bunun insan ilişkilerine
  ne yaptığını görmek.
   
1:23:25 You have an image about me, Benimle ilgili bir imgeniz var,
haven’t you? değil mi?
   
1:23:37 Therefore, that’s what is preventing Dolayısıyla da bu imge sizi zavallı
you from understanding the poor chap. adamcağızı dinlemekten alıkoyuyor.
   
1:23:47 So, we’re saying, is it possible? Yani, soruyoruz bu mümkün mü?Ben 'mümkün'
I say, ‘It is.’ Not because an idea. diyorum. Bu bir fikir olduğundan değil.
   
1:23:55 In my life, as a speaker, it is so. Hayatımda, bir konuşmacı olarak, bu
  mümkün.
   
1:23:58 I wouldn’t talk about things Bu bir gerçeklik olmasaydı hakkında
if it isn’t an actuality, konuşmazdım,
   
1:24:03 I wouldn’t be a hypocrite. bu beni bir ikiyüzlü yapardı.
I abominate all that kind of stuff. Tüm o tür şeylerden tiksinirim.
   
1:24:09 So, I say, ‘It is possible. O zaman diyorum ki 'Bu mümkündür,
It is so, it can be done.’ evet, bu yapılabilir.'
   
1:24:14 Then you will tell me, Bunun üstüne bana 'Lütfen, bana nasıl
‘Please, tell me how to do it.’ yapılacağını anlat' dersiniz.
   
1:24:17 Wait, listen carefully. Bekleyin, dikkatle dinleyiniz.
‘Please, tell me how to do it.’ 'Lütfen, bana nasıl yapılacağını anlatın.'
   
1:24:21 The moment you say ‘how,’ 'Nasıl' dediğiniz an bir sistem
you want a system. istiyorsunuzdur.
   
1:24:26 That very system implies Sistemin ta kendisi mekanik sürece
mechanical process. Right? işaret eder. Değil mi?
   
1:24:31 So, you’re asking a person Öyleyse sizler mekanik süreci reddeden
who denies mechanical process, bir insana soruyorsunuz,
   
1:24:37 asking him, ‘Tell me a mechanical ona 'Bana mekanik bir süreç anlat.'
process.’ You understand? diyorsunuz. Anlıyor musunuz?
   
1:24:41 So, we lose our communication. Demek ki iletişimi kaybediyoruz.
   
1:24:47 So I say, please, don’t ask how. Dolayısıyla da lütfen, nasıl diye
  sormayın diyorum.
   
1:24:52 See all the implications 'Nasıl' sorusunun bütün içerimlerini
of that word ‘how’ görünüz
   
1:24:55 – mechanical, method, system, - mekanik, metod, sistem, pratik
practice, which you do, ki bunları yaparsınız
   
1:25:02 which you are doing meditasyon hakkında konuşurken
when you talk about meditation, yapıyor olduklarınız bunlar,
   
1:25:07 which is all nonsense, ki bu tamamen saçmalıktır,
which we’ll go into. buna da gireceğiz.
   
1:25:10 So, don’t ask ever ‘how,’ but look. O halde, 'nasıl' diye sormayınız, fakat
  bakınız.
   
1:25:14 You understand? Anlıyor musunuz?
Look at your image, İmgenize bakınız,
   
1:25:21 become conscious of it, imgenizin bilincine varınız, farkında
aware of it, see what it does. olunuz, imgenin ne yaptığını görünüz.
   
1:25:34 When you see what it does, are you Size ne yaptığını gördüğünüzde,
looking at it from the outside, dışarıdan mı bakıyorsunuzdur,
   
1:25:38 or you say, ‘That is me, I am that. yoksa 'Bu benim, ben oyum.
I am the image. Ben o imgeyim.
   
1:25:45 Image is not different from me.’ İmge benden ayrı değil' mi dersiniz.
Right? Değil mi?
   
1:25:48 Do you see that? Bunu görüyor musunuz?
   
1:25:55 So, the observer is the observed. Demek ki gözlemleyen gözlemlenendir.
   
1:25:59 And, then, what takes place? Ve sonra ne cereyan eder?
   
1:26:04 There is no movement Daha fazla imge yapmak için devinim
to make further image. yoktur.
   
1:26:10 Do you see that? Bunu görüyor musunuz?
   
1:26:13 If you see that, the thing is over. Eğer bunu görüyorsanız, olay bitmiştir.
   
1:26:34 So, when we are confused, Yani kafamız karıştığında, karmaşada
to seek the light out of confusion ışığı aramak
   
1:26:40 is to further the confusion. karmaşayı arttırmaktır. Doğru mu?
Right? I wonder if you see that. Bunu görüyor musunuz, merak ediyorum.
   
1:26:47 I’m confused, whatever I do, Kafam karışmıştır ve o karmaşa yoluyla
out of that confusion, ne yaparsam yapayım
   
1:26:51 will still be confused. hâlâ kafası karışmış kalacağımdır.
   
1:26:56 Whatever my choice, Seçimim ne olursa olsun, bu seçim
will still be confused. hâlâ karmaşa içinde olacaktır.
   
1:27:01 So, first, is this possible O halde içimdeki bu karmaşayı temizlemem
to clear this confusion, in myself? mümkün müdür?
   
1:27:08 It is possible when there is Bunu yapmak mümkündür
– I’m taking these two examples: - Şu iki örneği alıyorum:
   
1:27:13 attachment and image-making. bağlılık ve imge-yapımı.
   
1:27:17 When there is freedom from these two, Bu ikisinden özgürlük olduğunda berraklık
there is clarity, vardır,
   
1:27:21 absolute, complete clarity. mutlak ve tam berraklık.
   
1:27:26 Therefore, there is no choice. Dolayısıyla, seçim yoktur.
   
1:27:32 So, out of understanding Demek ki düzensizliğin anlaşılmasından
what is disorder, comes order. düzen gelir.
   
1:27:40 But to seek order when I am confused, Fakat karmaşa içindeyken düzen aradığımda,
   
1:27:44 as the politicians politikacıların ve bütün insanların
and all the people are doing, yaptığı gibi,
   
1:27:47 will lead to further confusion. bu daha çok karmaşayı getirir.
   
1:27:52 Right? Değil mi?
   
1:27:56 I think that’s enough Bence bu sabah için yeterli, değil mi?
for this morning, isn’t it?